Akademi Parabol - Aile Dizimi ve Danışmanlık

Akademi Parabol - Aile Dizimi ve Danışmanlık Aile Dizimi ve Danışmanlık

Aile Dizimi; bilinçaltımızda kayıtlı atalarımıza ait, onların yaşamlarında başedemedikleri sorunları kopyalayıp, çözmeye çalıştığımız; ödeyemediği diyeti üstümüze vazife sayıp ödemeye çalıştığımız, durumlarla yüzleşip, kucaklaşıp, özgürleşme tekniğidir.

Nerede O Eski Bayramlar…“Eskiden bayramlar bir başkaydı” deriz hep. Oysa belki de bayramların en gerçek sahibi olan çocu...
22/04/2026

Nerede O Eski Bayramlar…
“Eskiden bayramlar bir başkaydı” deriz hep. Oysa belki de bayramların en gerçek sahibi olan çocukların gözünden bakmayı unuttuğumuz için böyle hissediyoruz.
Dini ya da milli… Bayram dediğimiz her ne varsa, en çok çocuğun hakkıdır. Çünkü bayram; bir çocuğun heyecanıdır, sabah erkenden uyanma nedenidir, yeni bir kıyafetin verdiği tarifsiz mutluluktur. Şeker toplarken kurduğu hayaller, büyüklerin yanında kendini “görülmüş” hissetmesidir.
Biz büyüdükçe bayramlar küçülmedi aslında… Biz, bayramı çocuklar kadar büyük yaşayamaz olduk.
Bir toplumun bayramla kurduğu bağ, aslında çocukla kurduğu bağdır. Eğer çocuklar bayramı beklemiyorsa, bayram sadece takvimde bir gün olarak kalır. Ama bir çocuk sayıyorsa günleri, heyecanlanıyorsa, o toplum hâlâ diri demektir.
Tam da bu yüzden 23 Nisan, diğer tüm bayramlardan ayrı bir yerde durur. Çünkü bu bayram, doğrudan çocuğa verilmiş bir haktır. Sadece bir kutlama değil; bir emanettir.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, dünyada çocuklara armağan edilmiş ilk ve tek bayram olma özelliğini taşır. Bu yönüyle sadece bir ulusal egemenlik vurgusu değil; aynı zamanda geleceğin, yani çocukların merkezde tutulduğunun güçlü bir ilanıdır.
Ama burada kritik bir soru beliriyor:
Eğer ulusal egemenlik hissi zayıflıyorsa, çocuklar gerçekten bu bayramın öznesi olarak kalabiliyor mu?
Çünkü çocuk, sadece eğlenen değil; aynı zamanda “değer verilen”dir. Sahnede yer verilen, söz hakkı tanınan, geleceğin sahibi olarak görülen… Eğer bu duygu eksiliyorsa, bayramın ruhu da eksilir.
Bayram; çocuğun kendini ait hissettiği yerdir.�Bayram; çocuğun “ben bu toplumun bir parçasıyım” dediği andır.�Bayram; çocuğun umutla büyüdüğü zemindir.
Bu yüzden mesele sadece eski bayramları özlemek değil. Mesele, bugünün çocuklarına gerçekten bayram bırakıp bırakmadığımızdır.
Belki de yeniden hatırlamamız gereken en basit gerçek şu:�Bir ülkede bayram varsa, çocuk güler.�Ve bir ülkede çocuk gülemiyorsa, bayram sadece adı olan bir gündür.
23 Nisan’ı yeniden düşünmek gerekiyor. Süslenen sınıflar, yapılan törenler kadar; çocukların gerçekten söz sahibi olduğu, kendini değerli hissettiği bir gün olarak…
Çünkü bayram, en çok çocuğun hakkıdır.�Ve bir bayram, çocuğa ne kadar aitse; o
kadar gerçektir.

Kıtlık Günleri’nden Beri Taşınan TorbaHer birimiz, görünmez bir torbayı sırtımızda taşırız. Bu torba, sadece maddi eşyal...
26/03/2026

Kıtlık Günleri’nden Beri Taşınan Torba

Her birimiz, görünmez bir torbayı sırtımızda taşırız. Bu torba, sadece maddi eşyaları değil; zihnimizi, duygularımızı, bedenimizi ve hatta atalarımızdan miras kalan yükleri taşır. Peki, senin torbanda neler var?



1. Kuşaklar Arası Yükler: “Atalardan Gelen Torba”
• Kıtlık bilinci çoğu zaman nesillerden gelir. Önceki kuşakların yoksulluk, kayıp ve travmaları bilinçaltına işlenir.
• Epigenetik çalışmalar (Rachel Yehuda) ve aile dizimi yaklaşımı (Bert Hellinger) bu yüklerin nesiller boyunca taşınabileceğini gösterir.
• Bu, zihinsel, duygusal ve bedensel yüklerin kökenidir: torbada ilk dolan şey budur.



2. Zihinsel Yükler: “Yetmezlik Düşüncesi”
• Kararlar temkinli, kaygı hâkim, fırsatlar sürekli sorgulanır: “Ya kaybolursa?”
• Başkalarının başarısı kıskançlık uyandırabilir.
• Sendhil Mullainathan ve Eldar Shafir (Scarcity, 2013) kaynak kıtlığı algısının uzun vadeli planlamayı zorlaştırdığını ortaya koyar.



3. Duygusal Yükler: “Tatminsizlik ve Güvensizlik”
• İçsel huzursuzluk, paylaşmakta temkin, kıskançlık ve rekabet.
• Richard Tedeschi ve Lawrence Calhoun, travma sonrası bireylerde duygusal yorgunluğun arttığını ve sürekli kontrol arayışının yoğunlaştığını gösterir.



4. Bedensel Yükler: “Bedenin Depoladığı Kıtlık”
• Fazla kilolar, enerji depolama, kronik stres ve yorgunluk.
• Sapolsky ve Yehuda’nın araştırmaları, bedensel ve epigenetik yansımaları ortaya koyar: beden, bilinçaltındaki kıtlığı güvenlik olarak depolar.



5. Sosyal Yükler: “İlişkilerde Kıtlık”
• Sosyal ilişkilerde bolluğu deneyimleme zorluğu, paylaşımda temkin, kıyaslama ve rekabet hâkimdir.
• Abhijit Banerjee ve Esther Duflo (Poor Economics, 2011), kıtlığın sosyal davranışları ve paylaşım motivasyonunu doğrudan etkilediğini gösterir.



Farkındalık ve Hafifleme Yolu
• Fark etmek: Hangi yükler gerçekten sende, hangileri kuşaklardan miras?
• Bolluk pratiği: Şükran, paylaşım ve deneyim yoluyla bilinçaltını dönüştürmek.
• Beden ve zihin çalışmaları: Nefes, meditasyon, hareket ve fiziksel rahatlama.
• Sistemsel farkındalık: Aile dizimi ve geçmiş travmalarla yüzleşmek, kuşaklar arası yükün torbadan düşmesine yardımcı olur.

“Kıtlık Günleri’nden beri taşınan torban ağırdır, ama farkındalık ve bilinçli seçimlerle hafifleyebilir. Torbanda neler var ve hangi yükleri bırakmak isterdin? Bolluğu deneyimlemek için önce torbayı açmalı ve fazlalıkları bırakmalısın.”

Bazı Anneler Oğullarını Bir Şekilde Evlenemez Hale GetirirBu durum çoğu zaman açık bir yasaklama değildir.Anne çoğu zama...
25/03/2026

Bazı Anneler Oğullarını Bir Şekilde Evlenemez Hale Getirir

Bu durum çoğu zaman açık bir yasaklama değildir.
Anne çoğu zaman “evlenme” demez. Hatta “artık evlensen iyi olur” bile diyebilir.
Ama görünmez bir alan oluşur. O alanın içinde ilişkiler bir türlü kök salamaz.

Bu olgu; bireysel psikoloji, aile sistemi, kültürel kalıplar ve kolektif bilinçdışı gibi birçok katmanın birlikte çalıştığı bir süreçtir.

Aşağıdaki başlıklar bu dinamiği anlamaya yardımcı olur.



1. Duygusal sınırların bulanıklaşması

Bazı anne–oğul ilişkilerinde sınırlar net değildir.

Oğul yalnızca çocuk değildir; aynı zamanda:
• annenin en yakın arkadaşı
• sırdaşı
• hayatın yükünü paylaşan kişi
• evin erkeği

haline gelir.

Bu durum çoğu zaman fark edilmeden gelişir.
Anne yalnızdır, oğul duyarlıdır. Birbirlerine yaslanırlar.

Fakat zamanla anne–oğul ilişkisi, ebeveyn–çocuk ilişkisinin ötesinde bir duygusal ortaklığa dönüşebilir.

Bu durumda oğul evlenmeye yöneldiğinde anne bilinçdışı bir kayıp duygusu yaşayabilir.



2. Duygusal eşleşme (yer karışması)

Bazı durumlarda oğul, farkında olmadan annenin hayatında eşe yakın bir konuma yerleşir.

Psikolojide buna bazen duygusal eşleşme denir.

Oğul:
• annenin yalnızlığını paylaşır
• onunla hayat kararlarını konuşur
• evin sorumluluğunu taşır
• ona duygusal destek verir

Böyle bir durumda yeni bir kadın (eş adayı) sisteme girdiğinde, anne bunu bilinçli olarak değil ama duygusal düzeyde tehdit gibi algılayabilir.



3. Yalnız kalma korkusu

Özellikle şu durumlarda bu korku güçlenir:
• eşini kaybetmiş anneler
• boşanmış anneler
• sosyal çevresi daralmış anneler
• yaşlanma sürecine girmiş anneler

Oğul evlenirse şu düşünceler ortaya çıkabilir:
• “Ben yalnız kalacağım.”
• “Artık bana kim bakacak?”
• “Oğlumun hayatında ikinci plana düşeceğim.”

Bu korkular çoğu zaman dile getirilmez.
Ama davranışlara yansır.



4. Gelin adaylarında sürekli kusur bulma

Bu dinamiğin en görünür taraflarından biri budur.

Anne:
• hiçbir gelin adayını yeterli bulmaz
• sürekli bir eksik keşfeder
• “sana uygun değil” der
• ilişkiyi dolaylı biçimde zayıflatır

Bu davranış çoğu zaman bilinçli bir plan değildir.
Anne çoğu zaman gerçekten “koruduğunu” düşünür.

Ama sonuçta ilişkiler kök salamaz.



5. Aileden öğrenilmiş kalıplar

Birçok davranış bireysel değildir; kuşaklar boyunca aktarılır.

Bazı ailelerde şu mesajlar güçlüdür:
• “Oğullar annelerine bakar.”
• “Ana hakkı her şeyden üstündür.”
• “Gelinler oğulları annelerinden koparır.”

Anne bu mesajlarla büyümüştür.
Dolayısıyla farkında olmadan aynı modeli tekrar eder.



6. Kültürel arketipler

Carl Gustav Jung’un tanımladığı kolektif bilinçdışı içinde güçlü anne arketipleri vardır.

Bu arketipin olumlu tarafı:
• koruyucu
• besleyici
• hayat veren annedir.

Ama gölge tarafında şu özellikler görülebilir:
• sahiplenici anne
• bırakmayan anne
• oğul üzerinde hâkimiyet kuran anne.

Bu arketip birçok kültürde güçlüdür.



7. Oğulun bilinçdışı sadakati

Bazen engel sadece annede değildir.

Oğulun içinde de şu tür bir sadakat olabilir:

“Annem yalnız.
Onu bırakamam.”

Bu sadakat görünmez bir bağ yaratır.

Sonuçta:
• ilişkiler bir türlü ilerlemez
• evlilik sürekli ertelenir
• doğru kişiyle bile bağ kurulamaz.



8. Aile sisteminde yerlerin karışması

Bert Hellinger’in aile sistemleri yaklaşımına göre bu durum çoğu zaman yer karışmasıdır.

Sağlıklı düzende:
• anne annedir
• çocuk çocuktur.

Fakat bazı sistemlerde çocuk ebeveyn rolüne çekilir.

Bu durumda oğul:
• annenin destekçisi
• koruyucusu
• hayat arkadaşı

gibi davranmaya başlar.

Bu rol değişimi evlilik için alan bırakmaz.



9. Yaşlanma ve bakım korkusu

Anne yaşlandıkça şu kaygılar büyüyebilir:
• hastalık
• ekonomik güvence
• bakım ihtiyacı

Bu durumda oğul bilinçdışı olarak şu role çekilebilir:

evlat + eş + bakım veren.

Anne gelini değil, oğlunun yanında kalmasını ister.



10. Hayatın doğal düzeni

Doğal akışta ilişkilerin yeri bellidir:

Anne hayatın ilk kadınıdır.

Eş ise hayatın birinci kadını olur.

Bu değişim kayıp değildir; yaşamın ilerlemesidir.

Anne oğlunu kaybetmez.
Sadece ilişkinin biçimi değişir.

Bu değişim kabul edildiğinde sistem rahatlar.



11. Sağlıklı ayrışma

Sağlıklı bir aile düzeninde üç şey aynı anda mümkündür:
• Oğul annesine saygı duyar.
• Anne oğlunun hayatına müdahale etmez.
• Eşler kendi ailelerini kurar.

Bu denge kurulduğunda üç kişi de rahat eder:
• anne
• oğul
• gelin.

Bu denge kurulmadığında ise üçü de zorlanır.



12. Son söz

Birçok anne oğlunu bilinçli olarak evlilikten uzaklaştırmaz.

Ama korkular, alışkanlıklar ve görünmez sadakatler bazen ilişkilerin önüne geçer.

Oysa hayatın akışı açıktır:

Anne kök olur.
Oğul dal olur.
Evlilik ise yeni bir filizdir.

✨ Anlaşarak Yolları Ayırmak ✨İlişkiler bazen öyle bir noktaya gelir ki, devam etmek yerine yolları ayırmak gerekir. Bu a...
24/03/2026

✨ Anlaşarak Yolları Ayırmak ✨

İlişkiler bazen öyle bir noktaya gelir ki, devam etmek yerine yolları ayırmak gerekir. Bu ayrılık, öfke veya kırgınlıkla değil; bilinçli farkındalık ve saygıyla yapılırsa, hem ruhumuzu hem de partnerimizi korur.



🌱 1. İçsel Farkındalık ve Duyguların İncelenmesi
• Ne hissediyorsunuz?
• Hangi sınırlarınız ihlal ediliyor?
• Kaçınma, rasyonelleştirme veya suç yansıtma gibi tepkilerin farkına varın.

Duygularınızı gözlemlemek, ani tepkiler yerine sağlıklı kararlar almanızı sağlar.



💬 2. Çift Terapisi ile Farkındalık
• İlişkinin dinamiklerini anlamak için fırsat.
• Kaçınmalar, öfke ve terk etme korkuları açığa çıkar.
• Amaç kimin haklı/haksız olduğunu belirlemek değil; duygusal farkındalık geliştirmektir.

Çoğu zaman çiftler sorunları çözebilir; kimi çiftler ise saygılı bir şekilde ayrılmayı öğrenir.



🛤️ 3. Karar, Ayrışma ve İçsel Bütünleşme
• İlişkiyi bitirmek zor ama özgürleştirici bir adımdır.
• Ayrılık acısı olur ama içsel bütünleşme sayesinde kişi hem kendine hem partnerine saygıyı korur.



😢 4. Yas Süreci
• Üzüntü, kırgınlık ve hayal kırıklığı doğal tepkilerdir.
• Yas süreci, geçmişi onurlandırır ve geleceğe hazırlar.
• Amaç: acıyı bastırmak değil, duygusal deneyimi bütünleştirip güçlenmek.



🧘 5. Ayrı Ayrı Terapiye Devam Etmek
• Bireysel terapi, duygusal savunmaları ve bağlanma modellerini keşfetmek için fırsattır.
• Geçmişin acısını işlemek ve gelecekte daha bilinçli ilişkiler kurma kapasitesini güçlendirmek mümkündür.
• Kendi değerini, sınırlarını ve duygusal bütünlüğünü yeniden inşa eder.



🌟 Sonuç

Anlaşarak yolları ayırmak, çift terapisi süreci, yas süreci ve bireysel terapi bir bütün olarak, ilişkilerin en olgun ve farkındalık temelli sonlandırma biçimidir.
Bu süreç, hem kendimizi hem partnerimizi anlamamıza, duygusal sınırlarımızı korumamıza ve içsel huzuru yeniden bulmamıza aracılık eder.

Esneklik mi, Dayanıklılık mı Yoksa Mükemmellik mi?Mühendislikte, bir malzemeyi anlamanın en basit yolu onu gerilime maru...
13/02/2026

Esneklik mi, Dayanıklılık mı Yoksa Mükemmellik mi?

Mühendislikte, bir malzemeyi anlamanın en basit yolu onu gerilime maruz bırakmaktır. Çekersiniz. Gerersiniz. Beklersiniz. Ortaya çıkan eğriye bakarsınız; gerçeği görmek size kalır.

İnsan da baskı altında tanınır.

Günlük stresler – iş, ilişkiler, sorumluluklar – elastik bölge gibidir. Eğiliriz, ama geri döneriz. Uyku, bir arkadaşla sohbet, bir yürüyüş – sistem kendini düzenler.

Ancak herkesin bir kırılma noktası vardır. İlk büyük kayıp. İlk ihanet. İlk derin hayal kırıklığı. İçimizde bir şeyler değişir. İç yapı asla aynı kalmaz.

Bazıları dökme demir gibidir: sert, boyun eğmez, sessiz. Asla eğilmedikleri için aniden kırılırlar. Siyah-beyaz düşünce hakimdir – ya hep ya hiç.

Bazıları yapısal çelik gibidir: esnek ama güçlü. Eğilirler, yas tutarlar, yardım isterler. Deneyimle sertleşerek eski hallerine dönerler.

Bazıları yüksek hızlı çelik gibidir: yüksek performanslı, güvenilir, ancak aşırı yük altında kırılgandır. Kırıldıklarında onarımı zordur – çünkü asla kendilerini esnetmelerine izin vermezler.

Ve bazıları yay çeliği gibidir: enerjiyi emer, depolar ve geri verir. Travma büyümeye dönüşür. Esneme son değil, genişleme şansıdır.

İnsan kırılması nadiren ani olur. Yavaş yavaş ilerler; mikro kırılmalar, tekrarlanan küçük gerilmelerdir. Bir gün kendini gösterir; başkaları fark etmese de eğri çoktan çizilmiştir.

Malzemeler enerjiyi emer. İnsanlar ona anlam verir.

Malzemeler kırılır ve dağılır. İnsan kırıldığında sorular sorar:

• “Bu neden oldu?”
• “Bundan ne öğrenebilirim?”
• “Şimdi ben kimim?”

Beden, zihin, duygu ve ruh – birbirine bağlı dört katman:

• Beden: Nefes, hareket ve topraklama yoluyla kendini düzenler.
• Zihin: Katı yorumları yumuşatır, çoklu bakış açılarını kucaklar.
• Duygu: Patlamadan veya bastırılmadan taşınır, tamamen hissedilir, tamamen kabul edilir.
• Ruh: Travmayı büyümeye, anlama ve kimlik yeniden yapılanmasına dönüştürür.

Malzemelerde kırılma noktası kayıptır.
İnsanlarda kırılma noktası uyanış olabilir.

Malzemeler entropiye yenik düşer.
İnsanlar bilinç yoluyla entropiyi dönüştürebilir.

Belki de mesele esnek olmak değildir.
Belki de mesele genişlemektir.

Bir adım daha:

Esnekliğe ihtiyacımız var.
Dayanıklılığa ihtiyacımız var.
Ama mükemmellik…

Mükemmellik, kırık parçalarınızın parladığı yerde bulunur.
Çatlaklar sadece kırılmayı değil, daha derin bir vizyonu, daha derin bir içgörüyü de işaret eder.

Eğri oradadır.
Gerçeği görmek size kalmış.

Koleksiyonerin KollarıKoleksiyonerin kolları yorulmuştu,ama bırakmazdı bir tanesini bile.Eski mektuplar, hükmünü yitirmi...
10/02/2026

Koleksiyonerin Kolları

Koleksiyonerin kolları yorulmuştu,
ama bırakmazdı bir tanesini bile.
Eski mektuplar, hükmünü yitirmiş ödüller,
unutulmuş arkadaşların gülüşleri
ve zamanın tozlu köşelerine sıkışmış hatıralar…

Her kolu ayrı bir dünyayı taşırdı:
Birinde eski bir evin rengi,
birinde unutulmuş bir şehrin sokakları,
birinde kaybedilmiş bir sevgilinin sıcaklığı.

Kolları ağırdı, ama gururluydu;
çünkü taşıdığı her şey,
onun tarihini ve insanlığını anlatıyordu.
Bazen sarkar, bazen titrerdi,
ama hiçbir zaman yere düşmezdi
topladığı anılar.

Koleksiyonerin kolları yoruluyordu,
ama unutmanın değil,
hatırlamanın ağırlığını taşıyordu.

Zihninde,
duygularında,
ruhunda biriktirmeye devam ediyordu.
Eski aşklarını, eski dostluklarını, eski aidiyetlerini de bırakamıyordu.
Kendiliğinden düşenler hariç…

Bir gün;
koleksiyonunun en değerli parçası —onu var eden, gözlerini parlatan hatıra—
ellerinden kayıp gitti ve sessizce havada kayboldu.

O boşlukta bir hareket fark etti: gölgeler arasında bir ikinci elci koleksiyoner vardı.
Düşen her şeyi topluyor, kendi koleksiyonuna ekliyordu.
Kaybolan aşklar, unutulmuş dostluklar, eski aidiyetler…
Hiçbiri artık yok sayılmıyor, hepsi yeniden hayat buluyordu.

Koleksiyoner istemeden de olsa kıyasladı kendini:
Bu ikinci elci koleksiyonerlik ona göre değildi.

Ama gözlemledikçe fark etti ki, ikinci elci koleksiyoner
hayatın boşluklarını dolduruyor, kayıpları başka ellere teslim ediyor,
ve böylece düşenler tamamen yok olmaktan kurtuluyordu.

Kendi kollarının yetmediği yerde
ikinci elci koleksiyonerin varlığı hem huzur verici hem de rahatsız ediciydi:
Huzur verici, çünkü düşenler kaybolmuyordu;
Rahatsız edici, çünkü hiçbir şey onun gibi “içten” taşınmıyordu.

Ve o an, koleksiyoner cesaretini topladı.
Adımlarını sessizce attı, düşen parçaların arasında ikinci elci koleksiyonerin karşısına çıktı.

Göz göze geldiler.
Koleksiyonerin bakışı, yılların biriktirdiği ağırlığı taşırken,
ikinci elci koleksiyonerin bakışı, düşenleri toplamanın sakin kararlılığıyla doluydu.

“Sen düşeni alıyorsun… ama hiçbirini benim gibi taşıyamıyorsun,” dedi koleksiyoner, sesi titriyordu.

İkinci elci koleksiyoner gülümsedi,
“Belki de benim görevim, senin taşıyamadığını taşımak.
Düşenler yok olmamalı, yalnızca başka bir yerde yaşamalı.”

Koleksiyoner düşen en değerli parçası için uzandı…
Ama o çoktan ikinci elci koleksiyonerin koleksiyonuna katılmıştı bile.
Koleksiyonerin kolları askıda kaldı…
Boşluk, ağırlık ve zamanın suskunluğu arasında sallanıyordu.
Her parça bir nefes, bir yankı, bir anıydı;
ve fark etti ki, bazı şeyler, sadece taşımakla olmaz, başka yerlerde anlam bulur.

Ve o an anladı:
Bir koleksiyonun değeri, sadece toplamakla değil,
hatırlamak, bırakmak ve kabul etmekle mümkündü…

Anne Amazon Kadın Arketipi’nin Hayatla İmtihanıGüçlü bir Amazon kadını, hem babasını hem de partnerini düzeltmeye çalışı...
09/02/2026

Anne Amazon Kadın Arketipi’nin Hayatla İmtihanı

Güçlü bir Amazon kadını, hem babasını hem de partnerini düzeltmeye çalışırken, kendi gölgesi ve kuşaklar arası mirasla yüzleşir.

Hayat boyu güçlü olmayı, mücadele etmeyi ve korumayı öğrenmişsiniz. Çocukluğunuzda güçlü bir annenin ve sorumsuz bir babanın etkisiyle, kendi içinizde bir Amazon’u yetiştirmişsiniz. Peki, bu güç gerçek hayatınızda doğru kullanılıyor mu, yoksa sadece eski aile kalıplarını tekrar mı ediyorsunuz?

Zamanla fark edersiniz ki partneriniz sönükleşmiş, kendi gücünü kaybetmiş ve sizi tam olarak tatmin etmiyor. Ama bu adam kendiliğinden bu hale gelmedi. Onu o kadın, bilinçdışı bir bilek güreşine girerek o hâle getirdi.

Muhtemelen bu adamın babası da güçlü bir Savaşçı’ydı ve annesi Çocuk arketipindeydi; gelinin gözünde koca, annesini ezen babasına benziyordu. Gelin, kaynanası gibi ezilmemek, alttan almamak için üste çıkmaya karar verdi ve kayınbabasına benzeyen kocasını, tepine tepine, sonunda kendi babasına benzetti.

İşte ilişkilerde farkında olmadan yaşanan kuşaklar arası döngü budur: Partnerinizi düzeltmeye çalışırken, aslında kendi gölge ve aile mirasınızla mücadele edersiniz. Bu süreçte devreye giren gölge tetikler, bastırılmış öfke, kontrolcülük ve mükemmeliyetçilik gibi yönlerinizin aktif hâle gelmesidir.

“Bu döngüyü gerçekten kırabilir miyim, yoksa sadece ailemden miras kalan gölgeleri mi sahneye koyuyorum?”

Tabii ki evet. Ama nasıl? Kolay mı?
Savaşçı kocayı Çocuk babaya çevirmek kadar kolay… ya da tam da o kadar zor. Ama bir farkla: Tepinmeye, zorlamaya gerek yok.

Rolleri karıştırmadan, hayatla baş etmede kullanacağınız Amazonluğu evin içine taşımadan, ev içinde gerekli zamanlarda çocuk olarak, dışarıda ise yapamadığınız Amazonluğunuzu göstererek dengeyi kurabilirsiniz.

Gerçek imtihan, partneri değiştirmek değil, kendi gölgenizle yüzleşmek ve Amazon gücünüzü bilinçle kullanmaktır. İşte o zaman, ilişkide güç mücadeleleri yerini olgunluk ve gerçek dengeye bırakır.

Address

Yukarı Bahçelievler Mahallesi 82. Sk. 43B, Çankaya/Ankara
Ankara
06490

Opening Hours

Monday 09:00 - 19:00
Tuesday 09:00 - 19:00
Wednesday 09:00 - 19:00
Thursday 09:00 - 19:00
Friday 09:00 - 19:00
Saturday 11:00 - 21:00
Sunday 11:00 - 21:00

Telephone

+905332060475

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Akademi Parabol - Aile Dizimi ve Danışmanlık posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Akademi Parabol - Aile Dizimi ve Danışmanlık:

Shortcuts

Share