Akademi Parabol - Aile Dizimi ve Danışmanlık

Akademi Parabol - Aile Dizimi ve Danışmanlık Aile Dizimi ve Danışmanlık

Aile Dizimi; bilinçaltımızda kayıtlı atalarımıza ait, onların yaşamlarında başedemedikleri sorunları kopyalayıp, çözmeye çalıştığımız; ödeyemediği diyeti üstümüze vazife sayıp ödemeye çalıştığımız, durumlarla yüzleşip, kucaklaşıp, özgürleşme tekniğidir.

10/05/2026
Zaman Sana UymuyorsaZaman herkese eşit dağılır ama kimse onu aynı şekilde yaşamaz. Çünkü öğrenme dediğimiz şey, saatle d...
02/05/2026

Zaman Sana Uymuyorsa

Zaman herkese eşit dağılır ama kimse onu aynı şekilde yaşamaz. Çünkü öğrenme dediğimiz şey, saatle değil, evreyle ilgilidir. Yaş ilerledikçe değişen sadece beden değil; algı, direnç, merak ve anlamlandırma biçimidir. Bu yüzden “neden öğrenemiyorum?” sorusu çoğu zaman yanlış sorudur. Doğru soru şudur: Ben hangi evredeyim ve bu evrenin öğrenme dili ne?

Çocuklar nasıl öğrenir?
Çocuklar düşünerek değil, yaşayarak öğrenir. Onlar için bilgi soyut bir kavram değil, somut bir deneyimdir. Dokunmadan, oynamadan, düşmeden, tekrar etmeden öğrenemezler. Çocuğa anlatmak çoğu zaman işe yaramaz; ama göstermek, birlikte yapmak, oyuna dönüştürmek neredeyse her zaman işe yarar. Çünkü çocuk için öğrenme = keşif + güven + tekrar.
Bir çocuk hata yapmaktan korkmuyorsa hızlı öğrenir. Korkuyorsa öğrenmez, sadece ezberler.

Ergenler nasıl öğrenir?
Ergenlikte öğrenmenin önüne bilgi eksikliği değil, kimlik arayışı geçer. “Bu doğru mu?” sorusundan önce “Bu bana ait mi?” sorusu gelir. O yüzden ergenler otoriteye değil, anlam buldukları şeye kulak verir.
Onlara bilgi vermek yetmez; o bilginin hayatla bağını kurmak gerekir. Aksi halde reddederler. Bu reddediş çoğu zaman bilgisizlikten değil, aidiyet arayışından gelir.
Ergen için öğrenme = anlam + özgürlük + kabul görme.

Gençler nasıl öğrenir?
Gençlik döneminde zihin en hızlı ama aynı zamanda en dağınık halindedir. Seçenekler çoğaldıkça odak azalır. Bu yüzden gençler her şeyi öğrenebilir ama çoğu zaman hiçbir şeyi derinleştiremez.
Onları ileri taşıyan şey disiplin değil, yön duygusudur. “Neden öğreniyorum?” sorusuna net cevap bulduklarında, saatlerce odaklanabilirler.
Genç için öğrenme = hedef + motivasyon + deneyim.

Yetişkinler öğrenir mi?
Evet, ama farklı öğrenirler. Yetişkin zihni yeni bilgiyi kabul etmekte çocuk kadar esnek değildir çünkü zihni zaten doludur. Her yeni bilgi, eski inançlarla çarpışır.
Bu yüzden yetişkin için öğrenme, bilgi eklemekten çok bilgi elemektir. Öğrenmek için önce “yanlış bildiğini” fark etmesi gerekir.
Yetişkin öğrenir, ama sadece ihtiyaç duyarsa.
Yetişkin için öğrenme = ihtiyaç + anlam + dönüşüm.

Yaşlılar hiç mi öğrenmez?
Bu en büyük yanılgılardan biridir. Yaşlılar öğrenmez değil; öğrenmek için daha güçlü bir neden arar. Çünkü zihin enerjisini korumak ister.
Anlamlıysa öğrenirler. Saygı duyuluyorsa öğrenirler. Hayatlarına dokunuyorsa öğrenirler.
Ama dayatılan, küçümseyen, sabırsız bir dil varsa kapanırlar.
Yaşlı için öğrenme = saygı + anlam + sabır.



Peki sorun ne?
Sorun şu: Biz herkese aynı şekilde öğretmeye çalışıyoruz.
Çocuğa konferans veriyoruz, ergene emir veriyoruz, gence yön vermiyoruz, yetişkine zorla bilgi yüklüyoruz, yaşlıyı ise çoktan vazgeçmiş sayıyoruz.

Sonra da diyoruz ki:
“İnsanlar öğrenmiyor.”

Oysa gerçek şu:
İnsanlar öğrenmiyor değil, kendilerine uygun şekilde öğretilmiyor.



Zaman sana uymuyorsa…
Belki de sorun sende değildir.
Belki de yanlış zamanda, yanlış yöntemle, yanlış beklentiyle öğrenmeye zorlanıyorsundur.

Çünkü öğrenme bir yarış değil; bir uyum meselesidir.
Ve her yaşın, her ruh halinin, her hayat evresinin kendine ait bir ritmi vardır.

Zaman sana uymuyorsa,
kendini zamana uydurmaya çalışma.

Öğrenmenin zamanını değil,
yolunu değiştir.

Sevgi ve Dostlukla,
Değer Sezai Şahinbey

Nerede O Eski Bayramlar…“Eskiden bayramlar bir başkaydı” deriz hep. Oysa belki de bayramların en gerçek sahibi olan çocu...
22/04/2026

Nerede O Eski Bayramlar…
“Eskiden bayramlar bir başkaydı” deriz hep. Oysa belki de bayramların en gerçek sahibi olan çocukların gözünden bakmayı unuttuğumuz için böyle hissediyoruz.
Dini ya da milli… Bayram dediğimiz her ne varsa, en çok çocuğun hakkıdır. Çünkü bayram; bir çocuğun heyecanıdır, sabah erkenden uyanma nedenidir, yeni bir kıyafetin verdiği tarifsiz mutluluktur. Şeker toplarken kurduğu hayaller, büyüklerin yanında kendini “görülmüş” hissetmesidir.
Biz büyüdükçe bayramlar küçülmedi aslında… Biz, bayramı çocuklar kadar büyük yaşayamaz olduk.
Bir toplumun bayramla kurduğu bağ, aslında çocukla kurduğu bağdır. Eğer çocuklar bayramı beklemiyorsa, bayram sadece takvimde bir gün olarak kalır. Ama bir çocuk sayıyorsa günleri, heyecanlanıyorsa, o toplum hâlâ diri demektir.
Tam da bu yüzden 23 Nisan, diğer tüm bayramlardan ayrı bir yerde durur. Çünkü bu bayram, doğrudan çocuğa verilmiş bir haktır. Sadece bir kutlama değil; bir emanettir.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, dünyada çocuklara armağan edilmiş ilk ve tek bayram olma özelliğini taşır. Bu yönüyle sadece bir ulusal egemenlik vurgusu değil; aynı zamanda geleceğin, yani çocukların merkezde tutulduğunun güçlü bir ilanıdır.
Ama burada kritik bir soru beliriyor:
Eğer ulusal egemenlik hissi zayıflıyorsa, çocuklar gerçekten bu bayramın öznesi olarak kalabiliyor mu?
Çünkü çocuk, sadece eğlenen değil; aynı zamanda “değer verilen”dir. Sahnede yer verilen, söz hakkı tanınan, geleceğin sahibi olarak görülen… Eğer bu duygu eksiliyorsa, bayramın ruhu da eksilir.
Bayram; çocuğun kendini ait hissettiği yerdir.�Bayram; çocuğun “ben bu toplumun bir parçasıyım” dediği andır.�Bayram; çocuğun umutla büyüdüğü zemindir.
Bu yüzden mesele sadece eski bayramları özlemek değil. Mesele, bugünün çocuklarına gerçekten bayram bırakıp bırakmadığımızdır.
Belki de yeniden hatırlamamız gereken en basit gerçek şu:�Bir ülkede bayram varsa, çocuk güler.�Ve bir ülkede çocuk gülemiyorsa, bayram sadece adı olan bir gündür.
23 Nisan’ı yeniden düşünmek gerekiyor. Süslenen sınıflar, yapılan törenler kadar; çocukların gerçekten söz sahibi olduğu, kendini değerli hissettiği bir gün olarak…
Çünkü bayram, en çok çocuğun hakkıdır.�Ve bir bayram, çocuğa ne kadar aitse; o
kadar gerçektir.

Kıtlık Günleri’nden Beri Taşınan TorbaHer birimiz, görünmez bir torbayı sırtımızda taşırız. Bu torba, sadece maddi eşyal...
26/03/2026

Kıtlık Günleri’nden Beri Taşınan Torba

Her birimiz, görünmez bir torbayı sırtımızda taşırız. Bu torba, sadece maddi eşyaları değil; zihnimizi, duygularımızı, bedenimizi ve hatta atalarımızdan miras kalan yükleri taşır. Peki, senin torbanda neler var?



1. Kuşaklar Arası Yükler: “Atalardan Gelen Torba”
• Kıtlık bilinci çoğu zaman nesillerden gelir. Önceki kuşakların yoksulluk, kayıp ve travmaları bilinçaltına işlenir.
• Epigenetik çalışmalar (Rachel Yehuda) ve aile dizimi yaklaşımı (Bert Hellinger) bu yüklerin nesiller boyunca taşınabileceğini gösterir.
• Bu, zihinsel, duygusal ve bedensel yüklerin kökenidir: torbada ilk dolan şey budur.



2. Zihinsel Yükler: “Yetmezlik Düşüncesi”
• Kararlar temkinli, kaygı hâkim, fırsatlar sürekli sorgulanır: “Ya kaybolursa?”
• Başkalarının başarısı kıskançlık uyandırabilir.
• Sendhil Mullainathan ve Eldar Shafir (Scarcity, 2013) kaynak kıtlığı algısının uzun vadeli planlamayı zorlaştırdığını ortaya koyar.



3. Duygusal Yükler: “Tatminsizlik ve Güvensizlik”
• İçsel huzursuzluk, paylaşmakta temkin, kıskançlık ve rekabet.
• Richard Tedeschi ve Lawrence Calhoun, travma sonrası bireylerde duygusal yorgunluğun arttığını ve sürekli kontrol arayışının yoğunlaştığını gösterir.



4. Bedensel Yükler: “Bedenin Depoladığı Kıtlık”
• Fazla kilolar, enerji depolama, kronik stres ve yorgunluk.
• Sapolsky ve Yehuda’nın araştırmaları, bedensel ve epigenetik yansımaları ortaya koyar: beden, bilinçaltındaki kıtlığı güvenlik olarak depolar.



5. Sosyal Yükler: “İlişkilerde Kıtlık”
• Sosyal ilişkilerde bolluğu deneyimleme zorluğu, paylaşımda temkin, kıyaslama ve rekabet hâkimdir.
• Abhijit Banerjee ve Esther Duflo (Poor Economics, 2011), kıtlığın sosyal davranışları ve paylaşım motivasyonunu doğrudan etkilediğini gösterir.



Farkındalık ve Hafifleme Yolu
• Fark etmek: Hangi yükler gerçekten sende, hangileri kuşaklardan miras?
• Bolluk pratiği: Şükran, paylaşım ve deneyim yoluyla bilinçaltını dönüştürmek.
• Beden ve zihin çalışmaları: Nefes, meditasyon, hareket ve fiziksel rahatlama.
• Sistemsel farkındalık: Aile dizimi ve geçmiş travmalarla yüzleşmek, kuşaklar arası yükün torbadan düşmesine yardımcı olur.

“Kıtlık Günleri’nden beri taşınan torban ağırdır, ama farkındalık ve bilinçli seçimlerle hafifleyebilir. Torbanda neler var ve hangi yükleri bırakmak isterdin? Bolluğu deneyimlemek için önce torbayı açmalı ve fazlalıkları bırakmalısın.”

Address

Yukarı Bahçelievler Mahallesi 82. Sk. 43B, Çankaya/Ankara
Ankara
06490

Opening Hours

Monday 09:00 - 19:00
Tuesday 09:00 - 19:00
Wednesday 09:00 - 19:00
Thursday 09:00 - 19:00
Friday 09:00 - 19:00
Saturday 11:00 - 21:00
Sunday 11:00 - 21:00

Telephone

+905332060475

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Akademi Parabol - Aile Dizimi ve Danışmanlık posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Akademi Parabol - Aile Dizimi ve Danışmanlık:

Share