08/06/2026
Bizde "aile" kavramı o kadar kutsallaştırılır ki, bu kutsallığın altına gizlenen sınır ihlalleri, psikolojik şiddet ve manipülasyonlar görmezden gelinir. Sırf "anne, baba, kardeş" diye bir insanın size her istediğini söylemeye, hayatınızı baltalamaya hakkı varmış gibi davranılır. Çevre de hemen baskıyı kurar: "Aman ailendir, büyüklük sende kalsın, idare et."
Ama kimse sormaz; onlar ebeveynliği, kardeşliği idare edebilmişler mi?
İlişkilerde saygıyı belirleyen şey nüfus cüzdanındaki kan bağı değil, o bağın sorumluluğunu taşıyabilmektir. Bir insan size şefkat, güven ve saygı sunmuyorsa; aksine her fırsatta sizi değersizleştiriyor ve sınırlarınızı çiğniyorsa, ona hâlâ sınırsız bir hoşgörü kredisi açmak zorunda değilsiniz. Ne olursa olsun, bir insanın hayatınızdaki gerçek yeri, size verdiği değer kadar olmalıdır.
Sınır çizmek, yanlışa hak ettiği mesafeyi koymak hayırsızlık ya da saygısızlık değildir. Bu, insanın kendine duyduğu saygının en temel şartıdır. Rolünün hakkını vermeyen insanlara sırf adı ebeveyn, kardeş, dost veya arkadaş diye o rolün konforunu yaşatmayı bıraktığınızda, kendi hayatınızın sorumluluğunu da elinize almış olursunuz.
Unutmayın; saygı ve bağ, biyolojik bir zorunlulukla değil, karşılıklı emekle ve sınırların korunmasıyla varlığını sürdürebilir 🍄