psikologomeryilmaz

psikologomeryilmaz İsmim Ömer Yılmaz. Klinik Psikoloğum. Ruhsal problemleriniz için buradayım.

İnsan bazen ne yapması gerektiğini gayet iyi bilir ama yine de bildiğinin tam tersini yapar. Gitmesi gereken ilişkide ka...
11/08/2026

İnsan bazen ne yapması gerektiğini gayet iyi bilir ama yine de bildiğinin tam tersini yapar. Gitmesi gereken ilişkide kalır, “hayır” demesi gereken yerde evet der, sınır koyması gereken insana kendini açıklamaya devam eder, kendisine zarar verdiğini bildiği davranışı tekrarlar. Sonra da kendisine kızar: “Madem doğrusunu biliyorum, neden yapamıyorum?” Çünkü bir şeyi zihnen bilmek, duygusal olarak yapabilecek hâle gelmekle aynı şey değildir. Bugünkü yetişkin tarafınız “Sınır koy.” derken, çocuklukta reddedilmekten korkmuş tarafınız “Sınır koyarsan seni sevmezler.” diyebilir. Yetişkin tarafınız “Bu insan sana iyi gelmiyor, uzaklaş.” derken, geçmişte terk edilmekten korkmuş tarafınız “Yalnız kalmaktansa buna katlan.” diyebilir. Aklınız “Kendini seç.” derken, yıllarca başkalarını memnun ederek kabul görmüş tarafınız bunu bencillik sanabilir. İşte insanın en yorucu çatışmalarından biri budur: Bugünkü aklıyla dünün yaralarını yönetmeye çalışmak. Bu yüzden terapi insana yalnızca neyin doğru olduğunu öğretmek değildir; çoğu insan zaten doğrunun ne olduğunu bilir. Asıl mesele, bildiği doğruyu uygulamasına engel olan korkuyu, suçluluğu, utancı ve öğrenilmiş ilişki kalıplarını fark edip dönüştürebilmektir. Çünkü iyileşmek, geçmişten miras kalmış çocuğu susturup yetişkini konuşturmak değil; o çocuğun neden korktuğunu anlayıp direksiyonu artık yetişkin tarafınıza verebilmektir. Geçmişiniz sesini çıkarmaya devam edebilir; ama hayatınızın kararlarını vermek zorunda değildir🍁

Bazı anne babalar, çocuklarına yıllarca vermedikleri sevginin, göstermedikleri ilginin, kurmadıkları güvenli bağın hesab...
10/08/2026

Bazı anne babalar, çocuklarına yıllarca vermedikleri sevginin, göstermedikleri ilginin, kurmadıkları güvenli bağın hesabını çocuk büyüdüğünde ondan “vefa” adı altında tahsil etmeye çalışıyor. Çocukken derdini dinlememiş, duygusunu küçümsemiş, ihtiyacını görmemiş, sevgiyi koşula bağlamış, belki aynı evin içinde ona yalnızlığı öğretmişsiniz; sonra o çocuk büyüyüp mesafe koyduğunda “Ben sana ne yaptım?”, “Biz böyle evlat mı yetiştirdik?”, “Anne babaya küsülür mü?” diye şaşırıyorsunuz. Oysa çocukların anne babalarından uzaklaşması her zaman nankörlük değildir; bazen yıllarca söyleyemedikleri “Artık bana zarar verdiğiniz yere bu kadar yaklaşmayacağım” cümlesinin yetişkin hâlidir. Ebeveyn olmak çocuğu dünyaya getirmek, karnını doyurmak, okutmak ve üzerine başını sokacak bir çatı vermekle tamamlanan bir görev değildir; bunlar çocuğa verilmiş lütuf değil, ebeveynliğin temel sorumluluklarıdır. Bir çocuğun asıl hafızasında, korktuğunda kimin yanında olduğu, ağladığında kimin susturduğu değil kimin dinlediği, hata yaptığında aşağılanıp aşağılanmadığı, sevgiyi hak etmek için ne kadar kendinden vazgeçmek zorunda kaldığı kalır. Bugün çocuğunuz size soğuksa sadece onun vicdanını sorgulamayın; biraz da onun çocukluğunda sizin bıraktığınız iklime bakın. Çünkü bazı “hayırsız evlatlar” aslında hayırsız değildir; yalnızca kendisini yıllarca yaralayan insanlara sınırsız erişim vermeyi bırakmıştır. Ve kabul etmesi en zor gerçek şudur: Bir çocuğun size akrabalık borcu olabilir diye düşünebilirsiniz; ama size ne akrabalık ne de yakınlık borcu yoktur. Yakınlık kan bağıyla değil, yıllar boyunca kurduğunuz ilişkiyle kazanılır 🧭

Bir erkeğin annesini sevmesi başka, annesinin evliliğini yönetmesine izin vermesi bambaşka bir şeydir. “Bin tane eş bulu...
08/08/2026

Bir erkeğin annesini sevmesi başka, annesinin evliliğini yönetmesine izin vermesi bambaşka bir şeydir. “Bin tane eş bulursun ama bir tane anne bulamazsın” cümlesi ilk bakışta anne sevgisi gibi görünür; oysa çoğu zaman altında eşleri yarıştıran, oğlundan taraf seçmesini isteyen ve evliliğin sınırlarını ihlal eden bir anlayış vardır. Zaten mesele annenin biricik olup olmaması değildir; eşiniz de annenizin alternatifi değildir. Biri annenizdir, diğeri hayat arkadaşınız. Sağlıklı bir anne, oğlunun kurduğu yuvayı kendisine rakip görmez; geliniyle güç savaşına girmez, oğlunu “ya ben ya o” noktasına sürüklemez. Çünkü yetişkin bir çocuğu sevmek, onu hâlâ kendinize ait sanmak değil; sizden ayrı bir hayat kurabilmesine saygı duyabilmektir. Bir erkek de evlendiğinde annesini terk etmiş olmaz; yalnızca annesiyle arasındaki sınırı yetişkinliğe uygun biçimde yeniden düzenler. Eşini annesine ezdirip buna “anne hakkı”, annesinin her müdahalesine boyun eğip buna “hürmet” demek olgunluk değildir. Anneye saygı başka, evliliğin direksiyonunu anneye teslim etmek başkadır. Ve bazı erkeklerin kabul etmekte en çok zorlandığı gerçek şudur: Her anne, çocuğunun yuvasının iyiliğini kendi isteğinin önüne koyabilecek kadar sağlıklı davranmayabilir. Bunu görmek anneye düşman olmak değil, yetişkin olmaktır. Çünkü evlilikte sınır koyamadığınız her aile üyesi, bir süre sonra ilişkinizin üçüncü kişisi hâline gelir; üçüncü kişilerin yönettiği bir evlilikte de iki kişilik huzur uzun süre yaşayamaz.

İnsanları birbirinden ayıran şey, hata yapıp yapmamaları değildir; hatalarına karşı aldıkları tavırdır. Çünkü hata yapma...
06/08/2026

İnsanları birbirinden ayıran şey, hata yapıp yapmamaları değildir; hatalarına karşı aldıkları tavırdır. Çünkü hata yapmak insan olmanın, hatayı inkâr etmek ise olgunlaşamamış olmanın göstergesidir. Size değer veren bir kişi, sizi incittiğini fark ettiğinde haklı çıkmaya değil, sizi anlamaya çalışır. Özrünü bahanelerin arkasına saklamaz, pişmanlığını davranışlarıyla gösterir. Ama olgunlaşamamış olan insanlar, sizi kırdıktan sonra bile asıl enerjilerini gönlünüzü almaya değil, kendilerini aklamaya harcarlar. Özür dilemek yerine suçu size yükler, yaptığını küçümser, "Sen de abartıyorsun." diyerek sizi kendi gerçekliğinizden bile şüphe ettirmeye çalışırlar. İşte ilişkinin bittiği yer tam da burasıdır. Çünkü bir insanı tehlikeli yapan, hata yapması değil; hatasını savunacak kadar kibirli olmasıdır. Şeytanı şeytan yapan da secde etmemesi değil, yaptığı yanlışı kabul etmek yerine kibirle haklı çıkarmaya çalışmasıdır. Unutmayın; samimi bir özür ilişkiyi onarabilir, ama kibir en sağlam ilişkiyi bile yıkar. Bir insanın karakterini, sizi kırmadığı günlerde değil; sizi kırdıktan sonraki tutumunda tanırsınız 🍁

İnsan, zarar gördüğü ilişkiyi özlemez; o ilişkinin içinde alamadığı şeyi özler. Bu yüzden birçok kişi toksik bir ilişkid...
05/08/2026

İnsan, zarar gördüğü ilişkiyi özlemez; o ilişkinin içinde alamadığı şeyi özler. Bu yüzden birçok kişi toksik bir ilişkiden ayrıldıktan sonra hissettiği yoğun acıyı "Onu özlüyorum." diye yorumlar. Oysa çoğu zaman özlenen kişi değildir; yarım kalmış ihtiyaçlardır. Çocukluğunda güveni, sevgiyi, görülmeyi veya koşulsuz kabulü yeterince yaşamamış bir zihin, yetişkinlikte bunları bulacağını umduğu kişiye sıkıca tutunur. İlişki bittiğinde ise bugünkü ayrılık kadar, geçmişteki eksiklikler de yeniden canlanır. Acının bu kadar büyük hissedilmesinin nedeni, yalnızca partneri kaybetmek değildir; çocukken telafi edilemeyen kaybın yeniden yaşanmasıdır. Bu yüzden bazı insanlar ayrılığa değil, çocukluklarına ağlar. Yanlış kişiyi özlediğini sanarak defalarca aynı kapıyı çalar. Oysa döndüğü kişi değil, kendi çocukluk yarasıdır. Bir ilişkiyi bitirmek bazen bir insanı kaybetmek değildir; yıllardır peşinden koştuğunuz ama hiç sahip olamadığınız duygunun artık gelmeyeceğini kabul etmektir. İyileşme, eski partnere dönmekle değil; ona yüklediğiniz çocukluk ihtiyacını fark etmekle başlar. Çünkü adı doğru konulmayan her acı, sizi yanlış kapıları çalmaya mahkûm eder.

03/08/2026

Haset, başkasının sahip olduğuna sahip olamamanın verdiği üzüntü değildir; onun da sahip olmamasını isteme arzusudur. İşte bu yüzden haset, sadece bir duygu değil; çoğu zaman yıkıcı davranışların görünmeyen yakıtıdır. Başarınızı küçümseyen, mutluluğunuza gölge düşüren, sürekli kusur arayan, sizi taklit ederken aynı zamanda değersizleştiren insanların ortak noktası çoğu zaman hasettir. Çünkü haset, "Ben de yapayım." demez; "O da yapamasın." der. Melanie Klein, hasedi kişinin iyi olana yönelik yıkıcı dürtüsü olarak tanımlar. Ona göre haset duyan kişi, başkasındaki iyiliği yalnızca istemez; o iyiliği bozmak, kirletmek ve değersizleştirmek ister. Freud ise kıskançlık ve hasedi, bastırılmış çatışmalar ve eksiklik duygularıyla ilişkilendirirken; Adler, aşağılık duygusunu telafi edemeyen bireyin başkasının başarısıyla yüzleşmek yerine onu değersizleştirmeye yönelebileceğini vurgular. Bu nedenle haset çoğu zaman karşı taraf hakkında değil, kişinin kendi yetersizlik algısı hakkında konuşur. Meyve veren ağacın taşlanması tesadüf değildir; taş atanın elinde meyve olmadığı içindir. Unutmayın, sizi sürekli küçümseyen herkes sizden nefret ettiği için değil; bazen sizin varlığınız, olmak isteyip olamadığı kişiyi ona her gün yeniden hatırlattığı içindir. Hasetle mücadele etmenin yolu, haset edeni değiştirmeye çalışmak değil; onun duygusunu üzerinize almamaktır. Çünkü haset, çoğu zaman size değil, onun kendi iç dünyasına ait bir yaradır 🐚

Bir çocuğu anne babasız bırakmak için ölmek gerekmez. Bazı anne babalar, çocuklarının fiziksel ihtiyaçlarını karşılar am...
01/08/2026

Bir çocuğu anne babasız bırakmak için ölmek gerekmez. Bazı anne babalar, çocuklarının fiziksel ihtiyaçlarını karşılar ama ruhunu yıllarca aç bırakır. Sevgi yerine korku, şefkat yerine eleştiri, güven yerine utanç verir. Sonra da büyüyen çocuk kendini korumak için mesafe koyduğunda, "Ne nankör evlat yetiştirmişiz." derler. Oysa çocuk, anne babasını cezalandırmuyordur; yıllarca maruz kaldığı acının altında ezilmemek için nefes almaya çalışıyordur. En acısı ise şudur: Çocuğunu çocukken duygusal olarak öksüz bırakan ebeveyn, yıllar sonra bunun bedelini yalnızlık olarak ödediğinde bile dönüp kendine bakmaz. Hâlâ suçu çocuğunda arar. Çünkü olgunlaşmamış insan, ektiği dikenlerden kanayan ellerine bakıp bile toprağı suçlar. Sevgi ekmeyen bir ebeveynin, bağlılık biçmesini beklemesi; acı biber ekip şöbiyet toplamayı beklemek kadar gerçek dışıdır. Çocuklar anne babalarından nefret ederek değil, defalarca incinerek uzaklaşırlar. Ve unutmayın; bir evlat anne babasından uzaklaşıyorsa, çoğu zaman sevgisi bittiği için değil, canı daha fazla yanmasın diye uzaklaşıyordur

31/07/2026

Hiçbir çocuk, anne babasına dünyaya getirildiği için borçlu değildir. Bir çocuğa "Senin için saçımı süpürge ettim", "Hayatımı sana adadım", "Bunca emeğimin karşılığı bu mu?" diyerek yıllarca vicdan yükü taşımaya zorlamak, fedakârlık değil; duygusal borçlandırmadır. Çünkü gerçek sevgi fatura çıkarmaz. Ebeveynlik, çocuğa yatırım yapıp yıllar sonra faizini tahsil edeceğiniz bir sözleşme değildir. Çocuk, sizin yaşamadığınız hayatı yaşamak, yaralarınızı sarmak ya da yalnızlığınızı gidermek için dünyaya gelmedi. Siz ebeveyn olmayı seçtiniz; o ise doğmayı seçmedi. Bu yüzden bakım vermek, büyütmek, emek harcamak bir lütuf değil; ebeveyn olmanın sorumluluğudur. Ne yazık ki bazı anneler sevgiyi, çocuğun omzuna yükledikleri suçluluk duygusuyla karıştırır. Çocuk da zamanla "Hayır" dediğinde kötü evlat olduğuna, kendi hayatını kurduğunda nankör olduğuna inanır. İşte tam burada kişilik değil, vicdan esir alınır. Sevgi, özgür bireyler yetiştirir; suçluluk ise boyun eğen yetişkinler. Bir anne, çocuğuna verdiği emeği her tartışmada masaya koyuyorsa, aslında sevgisini değil, alacağını hatırlatıyordur. Gerçek ebeveynlik, verilenleri ömür boyu çocuğun yüzüne vurmak değil; verdiklerini bir gün hesap sormadan bırakabilmektir. Çünkü sevginin dili "Sana bunları yaptım." değil, "Bunları yapmak zaten benim sorumluluğumdu." cümlesidir 🐾

Bazı anne babalar sevgiyle değil, acındırarak bağ kurar. Çocuklarını sevmek yerine, onların vicdanını yönetmeyi seçerler...
29/07/2026

Bazı anne babalar sevgiyle değil, acındırarak bağ kurar. Çocuklarını sevmek yerine, onların vicdanını yönetmeyi seçerler. "Ben senin için neler yaptım", "Sütümü helal etmem", "Ben ölünce anlarsın", "Beni bu hâle sen getirdin" gibi cümleler sevginin değil, duygusal manipülasyonun dilidir. Böyle anne babalar, çocuklarının mutlu olmasını değil; kendilerine bağımlı kalmasını ister. Çünkü bağımsız bir çocuk, kontrol edilemeyen bir çocuktur. Bu yüzden evlenmenize, kendi düzeninizi kurmanıza, sınır koymanıza, hatta eşinizle mutlu olmanıza bile tahammül edemezler. İstediklerini alamadıklarında hastalığı, gözyaşını, bedduayı, fedakârlığı veya mağduriyeti bir silah gibi kullanırlar. Çocuk ise yıllarca bunun sevgi olduğunu sanır. Oysa bu sevgi değildir; duygusal işgaldir. Sevgi özgür bırakır, manipülasyon esir alır. Bir ebeveyn çocuğunun hayatını büyütmeye çalışır; onu kendi hayatının mahkûmu yapmaya değil. Sınır koyduğunuzda sizi suçlu hissettiren her ilişkiyi yeniden değerlendirin. Çünkü sağlıklı bir anne baba, çocuğunun vicdanına değil; sevgisine güvenir 🏕

İntikam, güçlü insanların değil; yarası hâlâ kanayan insanların omzunda taşınan en ağır yüktür. Size kötülük yapan birin...
28/07/2026

İntikam, güçlü insanların değil; yarası hâlâ kanayan insanların omzunda taşınan en ağır yüktür. Size kötülük yapan birinin canını yakmak istediğinizde, aslında onun hayatını değil, kendi zihninizi ona teslim etmiş olursunuz. Çünkü öfke, en çok onu taşıyanı tüketir. Şunu unutmayın: Sürekli başkalarına zarar veren, insanları manipüle eden, huzursuzluk üreten kişiler zaten kendi karakterlerinin mahkûmudur. Gittikleri her yere aynı karanlığı taşırlar; ilişki değişir, şehir değişir, insanlar değişir ama onlar değişmedikçe yaşadıkları sonuç değişmez. Siz bugün o kişiden uzaklaşırsınız; o ise kendinden kaçamaz. En büyük ceza, her sabah aynı kişilikle uyanmak zorunda kalmaktır. Bu yüzden intikam peşinde koşmayın. Sessizce uzaklaşın, sınırlarınızı koruyun ve kendi hayatınızı inşa edin. Çünkü bir insanın alabileceği en ağır darbe, sizi kaybetmesi değil; hayatı boyunca kendisiyle baş başa kalmaya mahkûm olmasıdır 🧭

Address

Istanbul
34381

Telephone

+905525907129

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when psikologomeryilmaz posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share