psikologomeryilmaz

psikologomeryilmaz İsmim Ömer Yılmaz. Klinik Psikoloğum. Ruhsal problemleriniz için buradayım.

Bizde "aile" kavramı o kadar kutsallaştırılır ki, bu kutsallığın altına gizlenen sınır ihlalleri, psikolojik şiddet ve m...
08/06/2026

Bizde "aile" kavramı o kadar kutsallaştırılır ki, bu kutsallığın altına gizlenen sınır ihlalleri, psikolojik şiddet ve manipülasyonlar görmezden gelinir. Sırf "anne, baba, kardeş" diye bir insanın size her istediğini söylemeye, hayatınızı baltalamaya hakkı varmış gibi davranılır. Çevre de hemen baskıyı kurar: "Aman ailendir, büyüklük sende kalsın, idare et."
Ama kimse sormaz; onlar ebeveynliği, kardeşliği idare edebilmişler mi?
İlişkilerde saygıyı belirleyen şey nüfus cüzdanındaki kan bağı değil, o bağın sorumluluğunu taşıyabilmektir. Bir insan size şefkat, güven ve saygı sunmuyorsa; aksine her fırsatta sizi değersizleştiriyor ve sınırlarınızı çiğniyorsa, ona hâlâ sınırsız bir hoşgörü kredisi açmak zorunda değilsiniz. Ne olursa olsun, bir insanın hayatınızdaki gerçek yeri, size verdiği değer kadar olmalıdır.
Sınır çizmek, yanlışa hak ettiği mesafeyi koymak hayırsızlık ya da saygısızlık değildir. Bu, insanın kendine duyduğu saygının en temel şartıdır. Rolünün hakkını vermeyen insanlara sırf adı ebeveyn, kardeş, dost veya arkadaş diye o rolün konforunu yaşatmayı bıraktığınızda, kendi hayatınızın sorumluluğunu da elinize almış olursunuz.
Unutmayın; saygı ve bağ, biyolojik bir zorunlulukla değil, karşılıklı emekle ve sınırların korunmasıyla varlığını sürdürebilir 🍄

Klinik odalarında en sık karşılaştığımız tablolardan biri budur; Kişinin sırf "tanıdık" olduğu için acıyı seçmesi ve huz...
07/06/2026

Klinik odalarında en sık karşılaştığımız tablolardan biri budur; Kişinin sırf "tanıdık" olduğu için acıyı seçmesi ve huzuru sabote etmesi... Çocukken her adımı eleştirilen bir çocuk, sevilmenin şartını kusursuzluk zannetmiştir. Bu yükle büyüyen yetişkinin bilinçdışı ise günün birinde "Ben zaten özümde kusurluyum, o yüzden sevilmeyi hak etmiyorum" inancına tutunmuştur.
Günün birinde karşısına değer veren, saygı duyan ve şefkat gösteren biri çıktığında ise sinir sistemi aniden panikler. Çünkü bu sağlıklı sevgi, iç dünyasıiçin çok yabancıdır, hiç bilmediği bir dildir. Bildiği o kronik değersizlik hissini ve kaosu arayan zihin, tanıdık olan o eski cehenneme geri dönebilmek için iyi giden ilişkiyi baltalamaya başlamıştır. Ortada hiçbir sorun yokken kriz çıkarmak, partnerden uzaklaşmak ya da her şeyde bir kusur aramak, aslında o eski yaralı çocukluk şemalarını koruma refleksidir 🍁

06/06/2026

İnsan zihni, mutluluktan ziyade tanıdıklığı arar. Çelişkili, hatta can yakıcı bir gerçektir bu: Eğer çocukken sevgi ve ilgi görmek için görünmez olmak zorunda kaldıysanız, yetişkinlikte de sizi görmeyen, varlığınızı yok sayan insanlara çekilmeniz anomali değil, zihninizin bildiği tek "güvenli" limandır.
​İçine doğduğu ailede ihmal edilmiş, duygusal ihtiyaçları halının altına süpürülmüş çocukların yetişkinlikteki en büyük paradoksu, hiç olmayacak, kendilerine asla o sevgiyi veremeyecek partnerlerin peşinden amansız bir adanmışlıkla koşmalarıdır.
​Dışarıdan bakanlar için bu bir "şanssızlık" veya "kötü zevk" gibi görünse de, derinde işleyen çok güçlü bir psikolojik dinamik vardır 🦉

Klinik odalarında en sık karşılaştığımız tablolardan biri budur: Kişinin sırf "tanıdık" olduğu için acıyı seçmesi ve huz...
06/06/2026

Klinik odalarında en sık karşılaştığımız tablolardan biri budur: Kişinin sırf "tanıdık" olduğu için acıyı seçmesi ve huzuru sabote etmesi... Çocukken her adımı eleştirilen bir çocuk, sevilmenin şartını kusursuzluk zannetmiştir. Bu yükle büyüyen yetişkinin bilinçdışı ise günün birinde "Ben zaten özümde kusurluyum, o yüzden sevilmeyi hak etmiyorum" inancına tutunmuştur.
Günün birinde karşısına değer veren, saygı duyan ve şefkat gösteren biri çıktığında sinir sistemi aniden panikler. Çünkü bu sağlıklı sevgi, sizin iç dünyası için çok yabancıdır, hiç bilmediği bir dildir. Bildiği o kronik değersizlik hissini ve kaosu arayan zihin, tanıdık olan o eski cehenneme geri dönebilmek için iyi giden ilişkiyi baltalamaya başlamıştır. Ortada hiçbir sorun yokken kriz çıkarmak, partnerden uzaklaşmak ya da her şeyde bir kusur aramak, aslında o eski yaralı çocukluk şemalarını koruma refleksidir.
Kendi mutluluğunu sabote ettiğini fark etmek, o eski yaranın sizi hâlâ yönettiğini görmenin ilk adımıdır. Alışkın olmadığınız o güvenli sevgi karşısında kaçma isteği geldiğinde durup kendinize şunu hatırlatmanız gerekir: "Şu an güvende ve değer görmeyi hak eden bir yetişkinim, çocukluğumun o kuralları artık bugünüm için geçerli değil." 🛋

"Neden herkes gibi olamıyorum?", "Neden kendi anne babamın yanında buz kesiliyorum?", "Neden onlara içtenlikle sarılmak ...
03/06/2026

"Neden herkes gibi olamıyorum?", "Neden kendi anne babamın yanında buz kesiliyorum?", "Neden onlara içtenlikle sarılmak içimden gelmiyor?"
Birçok insan yetişkin hayatında bu soruların ağırlığı altında ezilmiş ve sırf bu mesafeli duruşu yüzünden kendini yıllarca "hayırsız, soğuk ya da suçlu" hissetmiştir. Oysa bedenimiz ve bilinçdışımız, zihnimizin unutturmaya çalıştığı her şeyi çok net hatırlamıştır. Eğer anne babanızın yanında kendinizi güvende ve rahat hissetmiyorsanız, onlara samimi bir şekilde sarılamıyorsanız, bu sizin sevgisizliğinizden değil; çocukluğunuzda size yaşattıkları o derin travmalardan ötürüdür.
Çünkü insan organizması, kendisini geçmişte travmatize etmiş, incitmiş veya güvensiz hissettirmiş kişilerin yanında tehlike moduna geçmiştir. Mantığınız ne derse desin, sinir sisteminiz o tanıdık tehdidi hemen algılamıştır. Bu yüzden koyun kasabın, kurban celladın, ateş de suyun yanında pek rahat değildir; olamaz da. Canınızı acıtan kaynağa sarılmaya zorlanmak, insanın kendi doğasına ve biyolojisine aykırı olmuştur.
Toplumun o "ne olursa olsun onlar senin anne baban" baskısı, yaşanan travmaların üstünü örtmeye yetmemiştir. Bir yetişkin olarak bugün mesafeli duruyorsanız, bu sizin suçunuz değil; o küçük çocuğun kendini koruma refleksidir. Bedeninizin sesini duymak ve o huzursuzluğu kabul etmek, suçluluk duygusundan özgürleşmenin ilk adımı olacaktır. Kendi sınırlarınıza ve hislerinize saygı duymak, size kimsenin veremediği o güveni kendi kendinize vermenizi sağlayacaktır 🎈

Bazı insanlara kırıldığınızı bir kez söylersiniz, anlamazlar. İki kez söylersiniz, yine anlamazlar. Üç kez anlatırsınız,...
01/06/2026

Bazı insanlara kırıldığınızı bir kez söylersiniz, anlamazlar. İki kez söylersiniz, yine anlamazlar. Üç kez anlatırsınız, bu kez sizi suçlarlar.
O noktadan sonra mesele artık anlatamamak değildir. Çünkü anlamak isteyen insan, çoğu zaman ilk cümlede duyar. Anlamak istemeyen ise kırkıncı açıklamada da duymaz.
Psikolojik olarak bazı insanlar, karşısındakinin duygusuyla temas etmek yerine kendi haklılığını korumaya yatırım yapar. Çünkü hatasını görmek yalnızca bir davranışı değil, kendisiyle ilgili kurduğu hikâyeyi de sorgulamasını gerektirir. Bu da herkesin göze alabileceği bir şey değildir.
Bu yüzden bazı ilişkilerde yaşanan yorgunluk, yaşanan olaylardan değil; aynı şeyi defalarca anlatmak zorunda kalmaktan kaynaklanır.
Bir yerden sonra insanın görevi kendini daha iyi açıklamak değil, duyulmayan yerde kalıp kalmayacağına karar vermektir.
Çünkü bazı kapılar öfkeyle değil, anlaşılmanın artık mümkün olmadığı fark edildiğinde kapanır. Ve bazen ruh sağlığını korumanın yolu, kendini kırkıncı kez anlatmaktan vazgeçmektir 🍽

"O büyük, sen alttan al", "Büyüklük sende kalsın", "Aman tadımız kaçmasın..."Toplum olarak sınır ihlallerini meşrulaştır...
31/05/2026

"O büyük, sen alttan al", "Büyüklük sende kalsın", "Aman tadımız kaçmasın..."
Toplum olarak sınır ihlallerini meşrulaştırmak ve toksik ilişkileri sürdürülebilir kılmak için en çok bu kalıpların arkasına sığınmışızdır. Sırf sizden yaşça büyük diye hayatınızı altüst etme hakkını kendinde gören insanlara karşı ses çıkardığınızda, çevre tarafından aniden "saygısız" ilan edilmeniz de tam olarak bu köhne sistemin bir savunma mekanizması olmuştur.
Oysa yaş, tek başına olgunluğun ya da saygıdeğerliğin bir kanıtı değildir. Birilerinin sırf kronolojik olarak sizden önce doğmuş olması, sizin psikolojik sınırlarınızı fütursuzca çiğneyebilecekleri anlamına gelmez. Çevrenin o sahte huzur baskısına inanarak kendi hayatınızdan, hakkınızdan ve ruh sağlığınızdan vazgeçmek yerine; sınırlarınızı korumak adına ortalığı ayağa kaldırmayı bir alışkanlık haline getirmek gerekir.
Çünkü siz sustukça, alttan aldıkça ve idare ettikçe karşı tarafa verdiğiniz gizli mesaj çok açıktır: "Bana vurmaya, sınırlarımı ihlal etmeye devam edebilirsiniz." Sizin o iyi niyetli sessizliğiniz, ne yazık ki karşı tarafın saygısızlığını törpülememiş, aksine ona daha geniş bir hareket alanı tanımıştır. Kendinizi korumak ve "hayır" diyebilmek bir saygısızlık değil; en temel psikolojik hakkınızdır.

Hayatına giren herkesi suçlamak ve sürekli birilerini "kötü" ilan etmek, aslında klinik odalarında çok sık karşılaştığım...
30/05/2026

Hayatına giren herkesi suçlamak ve sürekli birilerini "kötü" ilan etmek, aslında klinik odalarında çok sık karşılaştığımız savunma mekanizmalarından biri olmuştur. Dışarıdan bakıldığında büyük bir öfke, isyan ya da mağduriyet gibi görünen bu durum, temelde kişinin kendi hayatının direksiyonuna geçmemek için sığındığı tuhaf bir konfor alanı yaratmıştır.
Çünkü yaşanan her hayal kırıklığında, her biten ilişkide faturayı tamamen karşı tarafa kesmek, insanı kendi iç dünyasıyla yüzleşip incinmekten korumuştur. "Ben hep iyiyim ama karşıma çıkanlar hep kötü" demek, kendi hatalarını, sınır çizemeyişlerini ya da yanlış seçimlerini görmezden gelmenin, yani sorumluluk almaktan kaçmanın en zahmetsiz yolu olmuştur. İnsan, başkalarının kusurlarına o kadar çok odaklanmıştır ki, kendi eksiklikleriyle karşılaşacağı o sancılı ama şifalı yüzleşme anını sürekli ertelemiştir.
Oysa sürekli dış dünyayı suçlayarak yaşamak, insanı kendi hayatının başrolü olmaktan çıkarıp edilgen bir kurbana dönüştürmüştür. Eskilerin de dediği gibi; "İnsan bazen kendine yaklaşmamak için dünyayı dolaşıyor." Başkalarını yargılamakla, onların yanlışlarını listelemekle harcanan o yoğun mesai, aslında kişinin kendi içine bakmamak için çıktığı o uzun, yorucu ve oyalayıcı dünya turundan başka bir şey olmuyor.
Kendi gerçeğinize yaklaşmaktan kaçmayı bıraktığınızda, suçlamaların o sahte konforundan vazgeçip kendi hayatınızın sorumluluğunu sırtlandığınızda büyüme başlıyor. Direksiyonun başına geçmek ilk başta ürkütücü gelse de, hayatın kontrolünü yeniden elinize almanın tek yolu da bu oluyor 🪜

Çocuklarına bir sevgi kırıntısı dahi sunmamış ebeveynlerin, yetişkinlikte onlardan en cömert vefayı ve sevgiyi beklemesi...
28/05/2026

Çocuklarına bir sevgi kırıntısı dahi sunmamış ebeveynlerin, yetişkinlikte onlardan en cömert vefayı ve sevgiyi beklemesi, klinik odalarında en sık karşılaştığımız o köklü haksızlıklardan biridir. Ruhunu şefkatle, kabulle ve güvenle sulamadıkları bir çocuk büyüdüğünde, karşılarında kusursuz bir yetişkin bulmak istemişlerdir.
​Oysa duygusal yatırım yapılmayan bir çocukluk, yetişkinlikte verilecek meyvesi olmayan kurak bir toprağa dönüşür. Zamanında o can suyu sunulmamış çocuklar büyüyüp kendi sınırlarını korumak istediklerinde, mesafeli durduklarında ya da ebeveynlerinin bitmek bilmeyen taleplerini karşılayamadıklarında aniden "hayırsız evlat" ilan edilmiştir. Uğranılan o hayal kırıklığının suçu yine mevsimde, şartlarda ya da ebeveynlerin kendi geçmiş hatalarında değil; o ağacın, yani çocuğun kendisinde aranmıştır.
​Bir insanın çocukken ruhunu budayıp, yetişkinliğinde onun cömert gölgesinde serinlemeyi istemesi adil değildir. Sevgi görmeyen bir çocuk, yetişkinliğinde o sevgiyi nasıl üreteceğini ve nasıl sunacağını bilemez. Kendi elleriyle kuruttukları o bağların hesabını bugün büyüttükleri yetişkine kesen ebeveynler, farkında olmadan eski çocukluk yaralarını daha da derinleştirmiştir.
​Şunu çok net anlamak gerekiyor: Hiç sulamadığınız bir bahçeden rengarenk çiçekler toplayamazsınız. Yetişkin bir evladın anne ve babasına karşı koyduğu o mesafe, aslında çocukken uğradığı duygusal ihmalin ve reddedilişin sessiz bir protestosudur.
​Herkes ektiğini biçer derler; ama söz konusu çocuk yetiştirmek olduğunda, zamanında ekilmeyen sevginin hasadı da maalesef sadece derin bir hayal kırıklığı olmuştur 🎈

"Sen idare et, onlar yaşlı, büyüklük sende kalsın..."Evliliklerdeki o kronik sınır problemlerini halı altına süpürmek iç...
26/05/2026

"Sen idare et, onlar yaşlı, büyüklük sende kalsın..."
Evliliklerdeki o kronik sınır problemlerini halı altına süpürmek için en çok bu cümleler kullanılmıştır. Hikayedeki Neşe’den sürekli "idare etmesi" istendiğinde, aslında ona söylenen şey: "Kendi sınırlarının fütursuzca çiğnenmesine göz yum"dur. Neşe aylarca, belki yıllarca sabredip sonunda patladığında ise sistem tarafından aniden "suçlu ve haksız" ilan edilmiştir. Çünkü kurulu düzeni, o sahte sessizliği bozan o olmuştur.
Ahmet ise arada kalmış gibi görünse de aslında çok net bir taraf seçmiştir: Kendi çocukluk konforunu ve kök ailesinin onayını, eşinin psikolojik güvenliğine tercih etmiştir. Evlenmek; sadece iki insanın aynı eve taşınması değil, iki yetişkinin kök ailelerinden özgürleşerek bağımsız bir "çekirdek aile" kurmasıdır. Ama kimlikte yaşın 30 yazması, o büyüme ve bireyselleşme sürecinin tamamlandığı anlamına gelmemiştir.
Ahmet ne zaman kök ailesine sınır çizmek zorunda kalsa aniden çocukluk rollerine geri dönmüştür. Çünkü o, anne ve babasının gözündeki o "onay bekleyen, uslu" küçük çocuk kalmıştır hâlâ. Onlara karşı çıkmak iç dünyasında "terk edilmek veya cezalandırılmak" gibi korkularını tetiklemiştir. Eşini tamamen yok sayarak, sanki hiç evlenmemiş gibi bayramda "çocuğu alıp gitme" teklifinde bulunabilmek de bir yetişkinin değil, sorumluluktan kaçan bir çocuğun refleksi olmuştur. Sınır koyamayan yetişkinler, kendi kurdukları yuvayı kök ailelerine kurban etmiştir. Kendi ailesini koruyamayanlar, ebeveynlerinin çocuğu kalmaya devam etmiştir.
Tam da bu noktada şunu çok net ifade etmek gerekiyor: Eşinize saygı duymayan, çocuğunuzu da sizi de görememelidir. Bir çekirdek ailenin sınırları, o ailenin kalesidir ve bu kaleyi korumak eşlerin birbirine olan en temel borcudur.
Son olarak, bayramlar kriz veya kavga sebebi olmak zorunda değildir. İlişkilerdeki bağları, sorumlulukları ve en önemlisi sınırları gözden etmek için birer vesile olarak değerlendirilmelidir 🎈

Address

Istanbul
34381

Telephone

+905525907129

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when psikologomeryilmaz posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share