13/02/2020
Bir kadın eğitim almamışsa, eğitim alsa bile kendisini yetiştirememiş ise, sahip olmak istediği konumda değilse arayışlar içerisine girer ve karşısına çıkan engeller yüzünden bunalımı çantasında taşır.
KADINLAR NEDEN DEPRESYONA GİRERLER
Ergenlik çağında başlar depresyonlar.
Öncelikle kendini hissetme ve cinselliğin faktörleri şayet yeterli bilgi edinmediyse bu yaşlarda kadınlar depresyon ile tanışırlar.
Okul çağında lise döneminde karşı cins ile olan arkadaşlıklar, etkilenmeler ve aşklar derken bunalım yavaş yavaş dozunu arttırmaya başlar. Tutucu bir aileden geliyorsa o zaman bu bunalımlar intihara kadar ilerler.
Evlilik döneminde eşiyle veya eşinin ailesiyle problemler yaşayan kadınlar birde üstüne çocuklar gelirse bir işte çalışmıyorsa depresyon pencereden merhaba demeye başlar.
İş hayatına atılınca hep karşı cins ile görüşmelerde kendisinin cinselliğine önem verenler karşısında kendine güveni varmış gibi olsa da aslında kendisinin sırf zevk metaı olarak görülmesi veya meslektaşları arasındaki rekabet ortamı da depresyonu davet eder.
Evlilikte mutlu olmayan, kocasından beklentilerini alamayan veya kendini sevdiremeyen kadınlar sık sık boşanırlar sevgili değiştirirler ve arayış içerisine girerler, erkeklerin gözünde hep cazibeli olarak görülür ve mutluluğu yakalayamayınca erkek düşmanlığı başlar. Hatta cinsellikten bile soğurlar.
Bir kadın eğitim almamışsa, eğitim alsa bile kendisini yetiştirememiş ise, sahip olmak istediği konumda değilse arayışlar içerisine girer ve karşısına çıkan engeller yüzünden bunalımı çantasında taşır.
Bazıları kendi vücutlarını beğenmezler, kilolar, vücutta sarkmalar, vs. vs. kendiyle barışık olmayan kadınlar mutsuzluğun verdiği negatif enerji ile kendini ya yemeye verir veya alkole. Bazıları da değişik ortamlarda kendine yer edinmeye çalışır. Bilmediği konulara girer kendini göstermek ister, hata üstüne hatalar yapınca eleştiriler ve bazı kişilerin imalı bakışları karşısında bocalar ve başarılı olamadığından kendini suçlamaya başlar, hayata küser, insanlara düşman olur.
Otuz ile Otuz beş yaşından itibaren bir sendrom yaşarlar. Evlilikleri, ev hayatları, iş hayatları sosyal çevrelere uyumsuzluk veya uyum sağlamaya çalışırken kendindeki yetersizlikler yüzünden, vücuttaki yıpranmalar, kilo sarmalar vs. konulardaki kendine olan güvenini kaybetmeye başladığında depresyon seviyesi yükselmeye başlar.
Kimisi evliliğini bitirir, kimi alkol veya eğlencelere dalar, kimi fazla para hırsıyla her türlü negatifliğin içine girer ve kendini evinden dışarıya atar. Dışarıda dolaşırken, alışveriş yerlerinde gördüğü bir erkekten hoşlanır, elde edemeyince daha çok bunalır, kendine olan güveni tamamen kaybolur ve kendini hiç yerine koyar bunalımları neticesinde çareyi tıpta arayanlar kurtulurlar, bu durumlarda çeşitli tavsiyelerde bulunanların her sözüne inanır ve sözde bilinç temizliği, iyi insan olma, nefes terapisi kendini affetme vs. gibi konularda toplumu sömürmek için ortaya çıkanların kurbanı olur. Önceleri onlara inanır ve söylenilenler ona ilginç gelir, zamanla onların etkisinde kalır ve onlara bağımlı kalarak, kendini bir müddet sonra uzman zannederek başkalarına güya faydalı olacaktır. Böyle durumlarda hem kendisine hem karşısındaki kişilere zararı dokunur sözde bunalımdan kurtulmuş hisseder kendisini. Aslında bunalımın zirvesindedir, kendini aldatmaktadır
Yazdığımız ve yazamadığımız birçok olumsuzluklar karşısında düşülen tuzaklara dikkat etmek gerekir.
Günümüzde yaşanılanlardan örnek vermek istiyorum.
Kırk yaşını aşmış duy veya eşiyle arasında eski sevgi bağ kalmayan kadınlar ve çocukların yaşadıkları ibret verici olaylardır. Günümüzde yaşanılan olaylar ve neticeleri oldukça üzücüdür, bu kişiler depresyon tüccarlarının eline düşünce kendilerini kaybediyorlar.
Anne ayrı bir depresyon yaşıyor, kızı ayrı bir depresyon yaşıyor, dikkat edelim erkek evlatlar fazla depresyon yaşamıyorlar genellemeye vurulunca.
Anne eşinden sevgililerinden istediği ilgiyi sevgiyi görmemiş, sömürülmüş veya cinsel konularda başarısızdır veya tatminkâr değildir. Sosyal yönü zayıf hatta yok denilecek kadar zayıftır. Kendine faydası yok ki, kızına faydalı olsun. Kızıyla devamlı problemler yaşar ve hep kendisini düşünür. Mahalle dedikoducusu kadınların bu konularda yaptıkları reklamlardan işittiği çare arama girişiminde bulunur, bir psikoloğa bir psikiyatriste gitmez kadınların medhiyelerine inanarak bazı uyanık kişilerin toplantılarına sözde seanslarına katılır.
Seans veya konferans veren kişiler toplumun bu yönünü iyi bildiklerinden bu kişileri önce dinlerler ve dinledikten sonra onların hoşuna gidecek bazen şaşırtıcı sözler ile yabancı dillerdeki terimleri de kullanarak kendilerini büyük âlim gibi göstererek bunları tuzaklarına düşürürler. Bunlara teslim olan kadınlar artık o kişilerin etkisinde her dediğine inanırlar ve tabi bilinen bazı metotları kullanarak onları hipnotize ederler.
Bunun karşısında kadın bir kurtarıcı bulmuştur ve bol paralar vererek hipnozcu tuzakçının defalarca seansına sözde konferansına giderek kendisinin kurtulduğunu ve etrafa faydalı olacağını düşünür fakat bunun içinde önceki ezikliklerin etkisiyle toplumu sömürmek için ortaya çıkar. Kendisi nasıl mahalle dedikoducularının etkisiyle bu olayın içine girdiyse kendisi de etrafındaki kişileri ikna ederek kendisine bir çevre oluşturur ve ortaya “Yaşam Koçu, Nefes Eğitimcisi, Farkındalık vs.” ilimsiz, modern üfürükçü olarak piyasaya çıkar.
Tabi piyasaya çıkmadan önce kendi kızını da devamlı buralara götürür ve onlarda sözde kurtulurlar. Fakat netice öyle değildir, kendi kızı daha çok bunalıma girmiştir ve evini terk edecek duruma gelmiştir. Kadın sözde başka kadınlara seanslar düzenlemektedir ve paralarını almaktadır. Egosunu tatmin için sözde seminerler vermektedir.
Dini konularda hiç bilgileri yoktur ve İnternet üzerinden sahip oldukları yalan doğru fark etmez bilgiler ile bilgelik taslarlar ve ne yazık ki, kendisine faydası olmayanın başkasına faydalı olmayacağı gün gibi aşikardır.
Bazıları daha da ileri giderek İnternet üzerinden siteler, sayfalar kurarlar ve değişik ilgin resimler ve yazılar kopyalayıp yapıştırarak bilgelik taslarlar ve her girdikleri yerde müşteri toplama peşine düşerler. Uzaktan ve arada bir görüştüğü kişiler artık ona: “Hocam, Üstadım, Bilge Kadın vs vs.” iltifatları karşısında kendisini çok büyük ve ileri seviyede görmeye başlar ve öyle tanıtır. Artık nefis iyice ortadadır, paralarını alacaklarını sömürürler, paralarını alamayacaklarını toplantılarına getirirler, başkalarını getirtirler ve ego tatmini ile para tatminini birlikte yaşarlar.
Bazen öyle dedikodu yayarlar ki: “Falan kişi kanserdi onu kurtardık.”, “Filan kişi ölüm yatağındaydı onu dirilttik.” Gibi mahalle üfürükçülerinin meddahları gibi kendilerini reklam ettirirler ve yeni muska yazacağı, yani paralarını sömürecekleri müşterilerini çoğaltırlar ve tarikat şeyhleri gibi Din ile Şifa ile insanları aldatarak baya bir çevre oluştururlar. Çevre mi? Tabi ki onlar gibi olanlar. Ondan sonra diğerleri, diğerlerinden sonra başkaları derken bu büyür gider. Kendini peygamber ilan eden ABD’de ölen Evrenosoğlu gibi yeni bir inanç ortaya koyarlar.
Tıp çaresiz mi?
Asla. Allah devası olmayan dert vermez. Her hastalığın bir çaresi mutlaka vardır. Bu konularda yıllarca gerçek eğitim almış psikologlar, psikiyatrisiler gerek ilaç ile gerek seanslar ile insanları bulundukları bunalımlardan arındırabilirler ve hiçbir bilgisi olmayan modern üfürükçülere gerek kalmaz.
“Yarım imam dinden, yarım hekim candan, yarım hoca dinden eder.” Diye boşuna söylememiş atalarımız.
Zaman zaman bu konulara devam edeceğiz ve çağdaş üfürükçülerden değil, gerçek bilgiler ile kendi kendimizi nasıl düzeltiriz, iyi ederiz onlar ve gerçek eğitimli işin erbabı psikolog ve psikiyatristlerin bilgilerini aktaracağız.