16/06/2026
BEN OĞLUMA GİTMEK İSTİYORUM…
Bana telefon açan bayan annesinin bakımı için bir hasta bakım servisi aradıklarını söylediler fakat kendisinin her gün saat 16:00’ye kadar çalıştığını ancak saat 16:00’dan sonra randevulaşacağımızı söyledi.
Çarşamba günü saat 17:00’de verdiği adrese gittim. Kapıda beni telefonlaştığım bayan karşıladı, içeri buyur etti, sonra bir de kahve ikram etti. Önüme koyulan Sağlık Sigortası Fonlarının Tıbbi Hizmet Biriminin bakımını yapacağımız hasta ile ilgili verdiği raporu incelerken, içerden gayet güzel giyimli ve bakımlı yaşı oldukça ilerlemiş bir bayan geldi.
Kızına beni oğluma götürecek beyefendi geldi mi dedi?
Kızı annesine gel yanıma otur, sanada bir kahve getireyim dedi.
Ben o anda selamlamak ve kendimi tanıtmak için ayağa kalkmıştım. Sadece ben bay Akcan dedim. Elimi uzattım. Elinde bir soğukluk, kuraklık ve sertlik hissettim.
Bu beyefendi mi bizi götürecek?Hemen gidecek miyiz dedi?
Kızının gözlerinin içinde yaşlar toplandığını ve yüzünün gerildiğini gördüm.
Böyle durumlarda konuya girmem, konuşmam. Çünkü söyleyeceğim her cümle yanlış bir yöne gidebilir. Elimdeki not aldığım kalemimi önümdeki dosyanın yanına bırakırken, kahve fincanını elime alıp, kendime göre bir meşguliyet yarattım.
Oğlu görüşmemizden 6 sene önce 50. Yaş gününü kutlama münasebetiyle akrabalarını ve arkadaşlarını o akşam bir lokale davet etmişti. Bizim buraları tanıyanlar Westerwald bölgesinin çetin ve sert kışını bilirler. Oğlan galiba birazda geç kaldık diye, arabayı süratlı kullanıyor ve kaldığı Limburg şehrinden Koblenz ‘e 50. Yaşını kutlamak için tuttukları lokale gelirken, arabası kayıyor ve bariyerlere çarpan araç içinde kendisi olay yerinde vefat ederken, eşi kaldırıldığı hastanede iki gün sonra vefat ediyor.
Yolda gelirken annesine telefon açıyor. Yaklaşık yarım saat sonra oradayım, seni evden alıyorum diyor.
Bazı günler vardır, hayatınızın en mutlu günlerinden biri olacağını düşünürsünüz. Her şeyden çok sevdiğiniz oğlunuzun 50. doğum gününü kutlayacağınız günde, bir daha gelmeyeceğini kabul edemezsiniz. İlk önce oğlunun ve gelinin yaralı olduğunu kendisine söylerler.
Kendisini almaya gelen ve o akşam ailece beraber yemek yiyeceklerleri oğlunun bir daha gelmeyeceğini hiç bir zaman kabul etmedi.
Oğlunun doğum gününü kutlayacağı lokalde bir hafta sonra özellikle oğlunun doğum günü kutlamasına davet ettiği arkadaşlarını ve akrabalarını taziye yemeğine davet eder.
Yaklaşık üç sene bakımını ve hizmetini yaptık. Bazen ara sıra ziyaretine giderdim. Orada çalışan elemanlarım bize bir kahve yaparlardı. O geniş balkonunda kahvelerimizi içerken, gözlerinde bir hüzün vardı. Sadece bir defasında bana yavaş bir sesle: “Beni ne zaman götüreceksin dedi..”
Öldüğünde 86 yaşındaydı.
Defin töreninde ailenin mezarın yanına bıraktıktıkları çiçeklerin içinde beyaz bir gülü mezarın içindeki tabutun üzerine attım. Sonra bir avuç toprak aldım, tabutunun üzerine attım.
Hasretlik bitti Ulrike dedim. Franz’ına kavuştun artık dedim.
Yarabbim kimseye evlat acısı gösterme dedim.
Rahmetle Minnetle Saygıyla..
(Zeki Akcan’ın “Ben oğluma gitmek istiyorum..” Şirketimizin 13. yılında gönlümdeki hikayeler yazılarımdan.)