14/06/2026
Milli Eğitim Sisteminin her uygulamasını onaylamıyorum. Ancak üç çocuk annesi olarak, biri geçen yıl, ikizlerim ise bu yıl LGS’ye girmiş bir ebeveyn olarak şunu açıkça söyleyebilirim: İyi ki LGS var.
Çünkü çocuklarımızın hayatında belirli hedefler ve sorumluluklar olması gerekiyor. olmasa, birçok zamanının önemli bir kısmını telefon, tablet, bilgisayar oyunları ve sosyal medyada geçirecektir. Oysa sınava hazırlık süreci; plan yapmayı, emek vermeyi, sabretmeyi ve sorumluluk almayı öğretir. Bunlar yalnızca sınav için değil, hayatın kendisi için gerekli becerilerdir.
Bugün sistemini eleştirirken asıl gözden kaçırdığımız nokta, çocuklarımızın sınavlardan çok baskıdan yoruluyor olmasıdır. LGS’de ağlayan çocukların büyük bir kısmı sınavın kendisinden değil, çevrelerinin yüklediği anlamlardan etkilenmektedir. "Şu liseyi kazanmalısın", "Falancanın çocuğu senden daha başarılı", "Bu kadar masraf yapıldı", "İyi bir üniversite için mutlaka bu okula gitmelisin" gibi söylemler çocukların omuzlarına gereksiz bir yük bindirmektedir.
Oysa her çocuk her sınavda başarılı olmak zorunda değildir. Hatta olmamalıdır da. Çünkü başarı sadece sınav sonuçlarıyla ölçülemez. LGS’de yüksek puan alıp lise yıllarında hedefini kaybeden birçok genç görüyoruz. Bunun temel nedeni, çocuğun kendi amacını ve yönünü henüz keşfedememiş olmasıdır. Ortaokul çağındaki bir çocuğun gelecekte ne olmak istediğini bilmemesi son derece normaldir.
Ben üç çocuğuma da sürecinde hep aynı şeyi söyledim:
“Sonucun ne olduğu bizim için önemli değil. Önemli olan, elinden gelenin en iyisini yapman. Şu anki görevin derslerini çalışmak ve sorumluluğunu yerine getirmek. Başarı da başarısızlık da bundan sonra gelir.”
Bu süreçte telefon, tablet ve bilgisayar kullanımının sınırlandırılması gerektiğine inanıyorum. Ancak çocukların spor yapmaları, arkadaşlarıyla vakit geçirmeleri, bisiklete binmeleri, oyun oynamaları ve sosyal etkinliklere katılmaları mümkün olduğunca desteklenmelidir. Çünkü