Psikolog Zeynep Betül Yacel

Directions

Psikolog Zeynep Betül Yacel Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Psikolog Zeynep Betül Yacel, Medical Service, Ankara.

10/09/2026

İlişkimiz sürecek mi?

Bir ilişkinin geleceğini anlamak için yalnızca “Ne kadar seviyorlar?” diye bakmak yeterli değil. İlişkide çatışma yaşandığında çiftin nasıl davrandığı çok daha fazla şey anlatabilir.

Gottman’ın çift araştırmalarında da dikkat çektiği noktalardan biri bu: Önemli olan tartışmanın hiç yaşanmaması değil, çatışma sırasında ilişkinin nasıl korunduğu.

Bir tartışmada;
• Birbirinizi anlamaya çalışıyor musunuz, yoksa haklı çıkmaya mı?
• Soruna mı odaklanıyorsunuz, birbirinizin karakterine mi saldırıyorsunuz?
• Küçümseme, alay, suçlama ve savunmaya geçme sıklaşıyor mu?
• Tartışmadan sonra yeniden bağ kurabiliyor musunuz?
• “Biz bu soruna karşı birlikteyiz” duygusu korunuyor mu?

Çünkü sağlıklı ilişkilerde de çatışmalar vardır. Fark yaratan şey, çatışmanın ilişkinin kendisine zarar verip vermediğidir.

Özellikle küçümseme, sürekli savunmaya geçme, karşı tarafı suçlama ve iletişimden tamamen çekilme gibi örüntüler ilişkinin işleyişi açısından önemli sinyallerdir.

Öte yandan her tartışma “ilişki bitiyor” anlamına gelmez. Asıl mesele, çiftin çatışmanın ardından onarım yapabilmesi, birbirini duyabilmesi ve yeniden bağ kurabilmesidir.

Yani bazen “İlişkimiz sürecek mi?” sorusunun cevabı, ne kadar tartıştığınızdan çok, tartışırken birbirinize nasıl davrandığınızda saklıdır.

Sizce bir ilişkinin geleceğini en çok ne belirler: tartışmaların kendisi mi, yoksa tartışma biçimi mi?

̇

21/08/2026

Bedenimizle ilgili düşüncelerimiz, bedenimizi algılama biçimimizi etkileyebilir.

Bir bölgeye ne kadar çok odaklanırsak, zihnimiz o bölgeyi o kadar ön plana çıkarabilir. Zamanla bedenimizin bütünü yerine yalnızca değiştirmek istediğimiz, eleştirdiğimiz ya da “kusur” olarak gördüğümüz kısımları fark etmeye başlayabiliriz.

Bu nedenle beden algısıyla çalışırken yalnızca “bedenim nasıl?” sorusuna değil, **“bedenime nasıl bakıyorum?”** sorusuna da yer vermek önemli.

Çünkü bazen değiştirmeye çalıştığımız şey bedenimiz değil, bedenimize yönelttiğimiz bakış olabilir. 🌿

Çaresizliğimiz, utançlarımız, kıskançlıklar, şaşkınlıklar, öfkeler ve derin bir yas... Bütün bunlar terapi sürecinin kap...
13/08/2026

Çaresizliğimiz, utançlarımız, kıskançlıklar, şaşkınlıklar, öfkeler ve derin bir yas... Bütün bunlar terapi sürecinin kapsamında yaşanabilir, anlaşılabilir ve sonra ilişkili oldukları olgulara, olaylara ve kişilere bağlanır. Böyle olunca terapi sürecimiz “güzel bir yüzden” çok daha zengin olan iç dünyamızın aynası olur. (Alice Miller)

10/08/2026

Başkalarının gözünden kendine bakmayı nereden öğrendin?

Bazen bunun nedeni çocuğun sürekli eleştirilmiş olması değildir.Çocuk, ailesinin başkalarını nasıl değerlendirdiğini izleyerek de bunu öğrenebilir.

Örneğin evde sık sık:

“Şuna bak, insanlar da böyle giyinir mi?”

“Ben olsam öyle davranmazdım, kim bilir ne düşünüyorlardır.”

gibi konuşmalar yapılıyorsa çocuk şunu öğrenebilir:

“İnsanlar birbirini sürekli gözlüyor ve değerlendiriyor.”

Ve zamanla bu bakış kendisine dönebilir:

“Acaba nasıl görünüyorum?”“Yanlış bir şey yaptım mı?”“Benim hakkımda ne düşünüyorlar?”

Böylece kişi bulunduğu anı yaşamaktan çok kendini dışarıdan izlemeye başlayabilir.

Bu döngüyü kırmanın ilk adımı, kendini sürekli kontrol ettiğini fark etmek ve şu soruyu sormaktır:

“Şu an gerçekten bir tehlike mi var, yoksa öğrendiğim bir değerlendirilme alışkanlığını mı sürdürüyorum?”

Ardından dikkati tekrar kendine değil, yaşadığın ana ve yapmak istediğin şeye yöneltmek gerekir.

Çünkü her bakış bir yargı değildir.Her hata da değerlendirilmesi gereken bir şey değildir.

02/08/2026

Yüksek standartlara sahip olmak çoğu zaman güçlü bir özellik olarak görülür. Ancak bu standartlar zamanla kişinin kendisine yönelttiği katı beklentilere dönüştüğünde, dinlenmek bile zorlaşabilir.

Bazı insanlar ancak tüm görevlerini tamamladıklarında dinlenmeyi “hak ettiklerini” hisseder. Yapılacaklar listesi bitmediğinde ise zihin dinlenmeye izin vermez. Bu nedenle kişi, mola verirken bile eksik kalan işleri düşünür, üretmediği anlarda suçluluk hissedebilir.

Oysa sorun çoğu zaman iş yükünün fazlalığı değildir. Sorun, kişinin kendisinden sürekli daha fazlasını beklemesi ve performansını değerinin ölçüsü hâline getirmesidir.

Unutulmaması gereken önemli bir nokta var: Yapılacaklar listeleri hiçbir zaman tamamen bitmez. Bir hedef tamamlanır, yerine yenisi gelir. Eğer dinlenmek için her şeyin eksiksiz olmasını beklerseniz, zihniniz gerçek anlamda dinlenme fırsatı bulamayabilir.

Bu döngüyü fark etmeye başlamak değişimin ilk adımıdır.

Bugün deneyebileceğiniz iki küçük uygulama:

• Kendinize şu soruyu sorun: “Şu an dinlenmemi engelleyen gerçekten yapılacak işler mi, yoksa kendimden beklentilerim mi?” Bu soru, dışsal sorumluluklarla içsel baskıyı ayırt etmenize yardımcı olabilir.

• Dinlenmeyi bir ödül olarak değil, sürdürülebilir performansın doğal bir parçası olarak görmeyi deneyin. Kısa ve planlı molalar vermek, verimliliği azaltmaz; aksine zihinsel kaynakların yeniden toparlanmasına katkı sağlar.

Bazen en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, her şeyi bitirmek değil; kendimize durabilmek için izin verebilmektir.

02/08/2026

Yüksek standartlara sahip olmak çoğu zaman güçlü bir özellik olarak görülür. Ancak bu standartlar zamanla kişinin kendisine yönelttiği katı beklentilere dönüştüğünde, dinlenmek bile zorlaşabilir.

Bazı insanlar ancak tüm görevlerini tamamladıklarında dinlenmeyi “hak ettiklerini” hisseder. Yapılacaklar listesi bitmediğinde ise zihin dinlenmeye izin vermez. Bu nedenle kişi, mola verirken bile eksik kalan işleri düşünür, üretmediği anlarda suçluluk hissedebilir.

Oysa sorun çoğu zaman iş yükünün fazlalığı değildir. Sorun, kişinin kendisinden sürekli daha fazlasını beklemesi ve performansını değerinin ölçüsü hâline getirmesidir.

Unutulmaması gereken önemli bir nokta var: Yapılacaklar listeleri hiçbir zaman tamamen bitmez. Bir hedef tamamlanır, yerine yenisi gelir. Eğer dinlenmek için her şeyin eksiksiz olmasını beklerseniz, zihniniz gerçek anlamda dinlenme fırsatı bulamayabilir.

Bu döngüyü fark etmeye başlamak değişimin ilk adımıdır.

Bugün deneyebileceğiniz iki küçük uygulama:

• Kendinize şu soruyu sorun: “Şu an dinlenmemi engelleyen gerçekten yapılacak işler mi, yoksa kendimden beklentilerim mi?” Bu soru, dışsal sorumluluklarla içsel baskıyı ayırt etmenize yardımcı olabilir.

• Dinlenmeyi bir ödül olarak değil, sürdürülebilir performansın doğal bir parçası olarak görmeyi deneyin. Kısa ve planlı molalar vermek, verimliliği azaltmaz; aksine zihinsel kaynakların yeniden toparlanmasına katkı sağlar.

Bazen en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, her şeyi bitirmek değil; kendimize durabilmek için izin verebilmektir.

31/07/2026

Birçok insan farklı ilişkiler yaşadığını düşünse de aslında benzer duygusal senaryoları tekrar eder. Kişiler değişir, ortamlar değişir ama yaşanan kırılmalar, beklentiler ve hayal kırıklıkları benzer kalır. Bu durum çoğu zaman “şanssızlık” gibi algılansa da psikolojide bunun altında çok daha derin bir mekanizma vardır.

Şema terapiye göre insan zihni, çocukluk ve erken dönem ilişkilerde öğrendiği bağlanma kalıplarını yetişkinlik ilişkilerine taşır. Çünkü beyin için “tanıdık olan”, her zaman “sağlıklı olan” anlamına gelmez; sadece alışılmış olan anlamına gelir.

Bu nedenle kişi bazen kendisine iyi gelmeyen ilişki biçimlerine bile istemeden tekrar yönelebilir.

🔎 En sık görülen ilişki döngüleri:
→ Aşırı bağlanma → karşılık görememe → hayal kırıklığı
→ Uzaklaşma → yalnızlık hissi → yeniden yakınlaşma
→ Fazla fedakârlık → karşılık bekleme → değersizlik hissi
→ Sessiz kalma → anlaşılmama → içsel öfke birikimi

Bu döngüler zamanla kişinin ilişki algısını şekillendirir ve “ben hep aynı şeyleri yaşıyorum” düşüncesi oluşur.

📍 Oysa burada mesele kişiler değil, tekrar eden ilişki örüntüsüdür. Bu örüntü fark edilmediğinde farklı ilişkilerde aynı duygusal sonuçlar yaşanır.

Değişim, partner değiştirmekle değil; kişinin kendi bağlanma ve tepki kalıplarını fark etmesiyle başlar.

duygusalilişki mentalhealth ilişkipsikolojisi

29/07/2026

Her ihtimale hazırlıklı olmak çoğu zaman sorumluluk sahibi ya da tedbirli olmak gibi görünür. Ancak kaygı devreye girdiğinde, hazırlıklı olma çabası zamanla zihnin sürekli olası tehditleri taradığı bir döngüye dönüşebilir. Telefonun geç açılması, bedende hissedilen küçük bir belirti ya da bir mesajın tonu; zihinde hızla en kötü senaryoları oluşturabilir.

Aslında sorun olasılıkları düşünmek değildir. Sorun, en düşük olasılığı en yüksek ihtimal gibi değerlendirmek ve ona göre yaşamaya başlamaktır. Bu durum kısa vadede kişiye kontrol hissi verse de uzun vadede kaygının devam etmesine ve güçlenmesine katkıda bulunur.

Kaygıyla baş etmenin ilk adımlarından biri, akla gelen ilk düşünceyi gerçek olarak kabul etmemeyi öğrenmektir. Zihnin ürettiği her senaryo bir gerçek değil, yalnızca bir olasılıktır. O an kendinize “Bunu destekleyen kanıtlar neler? Bunun dışında başka hangi açıklamalar mümkün?” sorularını yöneltmek, felaket senaryolarından bir adım uzaklaşmanıza yardımcı olabilir.

Kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak değil; onunla daha sağlıklı bir ilişki kurabilmek, psikolojik dayanıklılığın önemli bir parçasıdır.

💬 Siz de kendinizi sık sık en kötü ihtimale hazırlanırken yakalıyor musunuz?

01/07/2026

İnsan ilişkilerinde uyumlu olmak değerli bir özelliktir. Ancak uyumlu olmakla, kendini sürekli geri plana atmak arasında ince bir çizgi vardır. Bu çizgi aşıldığında ortaya "people pleasing" denilen tablo çıkar: sürekli memnun etme çabası.

Memnun etme alışkanlığı dışarıdan bakınca olumlu bir özellik gibi görünebilir — fedakâr, anlayışlı, hoşgörülü… Ne var ki bu davranışın altında çoğu zaman bir korku yatar: reddedilmek, kırgınlık yaratmak, sevilmemek korkusu.

🔸 Kendi ihtiyaçlarını fark edememek: Başkalarına o kadar odaklanılır ki, kişi ne hissettiğini bile zamanla anlamakta zorlanabilir.
🔸 Süreğen yorgunluk: Herkesi mutlu etmeye çalışmak büyük bir enerji gerektirir.
🔸 Birikmiş öfke: Söylenmeyen "hayır"lar, bir süre sonra içeride dile gelmeyen bir kırgınlığa dönüşebilir.
🔸 Sahte ilişkiler: İlişkiler "gerçek ben" üzerine değil, "olmam gereken ben" üzerine kurulduğunda yüzeysel kalabilir.
🔸 Kendine yabancılaşmak: Sürekli başkalarına göre şekillenmek, kişinin kendi kimliğini bulanıklaştırabilir.
🔸 Bedensel belirtiler: Baş ağrıları, mide şikâyetleri, uyku problemleri eşlik edebilir.

Bu eğilim çoğu zaman çocuklukta öğrenilmiş bir yaşam stratejisinin uzantısıdır.

Çocukken sevilmek için "uslu" olması gerektiğini öğrenen biri, yetişkinlikte de sevgiyi memnun ederek koruyabileceğine inanabilir. Bu inanç, fark edilmeden yıllarca sürebilir.

Kendine geri dönmek için küçük denemeler:

🌱 Bir isteğe yanıt vermeden önce birkaç saniye duraklayıp ne hissettiğini fark etmek
🌱 Suçluluk hissetmeden "hayır" diyebilmeyi denemek
🌱 İhtiyaçlarını dile getirmek
🌱 Sürekli verici olmadığında değersiz hissetmediğini hatırlamak
🌱 İlişkilerde "ben de varım" cümlesini içselleştirmek

Memnun etmek, sevgiyi kazanmanın bir yolu olarak öğrenilmiş olabilir. Ama gerçek sevgi, kişinin kendisini bir kenara bırakmasını gerektirmez. Aksine, o sevginin sürdürülebilir olması için kişinin önce kendi yanında durması gerekir.

Bazı dönemler vardır; her şey tam olması gerektiği gibi gider, ama içeride bir gerginlik durmadan büyür. Trafikte bir ko...
24/06/2026

Bazı dönemler vardır; her şey tam olması gerektiği gibi gider, ama içeride bir gerginlik durmadan büyür. Trafikte bir kornaya, evde bir sese, telefonda bir mesaja verilen tepki, durumun büyüklüğüyle orantısız hâle gelir. Sonra çoğu zaman bir suçluluk gelir: "Neden böyle tepki verdim, oysa o kadar büyük bir şey değildi…"

Küçük şeylere tahammül edememek, çoğu zaman küçük şeylerle ilgili değildir. Bu duygu, birikmiş bir yükün dışavurumu olabilir. Bir bardağa damla damla su damladığında, taştığı an son damlayla ilgili görünür; oysa taşmanın asıl nedeni içerideki dolulukur.

Tahammülsüzlüğün altında yatabilecek nedenler:

🔸 Birikmiş duygular: Dile gelmemiş öfke, bastırılmış üzüntü, ifade edilmemiş hayal kırıklıkları
🔸 Süreğen yorgunluk: Beden ve zihin uzun süredir dinlenmediğinde, dayanma kapasitesi azalabilir
🔸 Uyku eksikliği: Yetersiz uyku, duygusal düzenleme becerisini doğrudan etkiler
🔸 Kronik stres: Sürekli yüksek kortizol, sinir sistemini "sürekli tetikte" tutar
🔸 Hormonal dalgalanmalar: Adet öncesi dönem, menopoz, tiroid problemleri tahammül eşiğini düşürebilir
🔸 Beslenme düzensizlikleri: Kan şekerindeki ani düşüşler, sinirliliği tetikleyebilir
🔸 Karşılanmamış ihtiyaçlar: Kendine zaman ayırmamak, sürekli vermek, yeterince almamak
🔸 Aşırı uyaran: Sosyal medya, gürültü, kalabalık ortamlar; sinir sistemini fazla yorabilir
🔸 İçsel çatışmalar: Yapmak istemediği halde yapılan şeyler, zamanla içeride birikir
🔸 Travmatik geçmiş: Sinir sistemi sürekli "alarm modunda" kalmaya alışmış olabilir

Bu durumda beden ne anlatmaya çalışıyor olabilir?

Tahammülsüzlük, çoğu zaman kişinin kendisine yabancılaştığı bir noktanın işaretidir. Beden, "durakla, dinle, ihtiyacın olan şeye bak" der; ama bu sesi duymak alışkanlık değilse, mesaj giderek daha gürültülü hâle gelir. Küçük şeylere verilen büyük tepkiler, çoğu zaman içeride uzun süredir duyulmamış bir sesin yüksek sesle konuşmaya başlamasıdır.

Bir başka deyişle: tepki dışarıdaki olaya değil, içerideki birikime verilir. Bu yüzden "neden böyle tepki verdim?" sorusunun cevabı, çoğu zaman dış olayda değil, kişinin son haftalarda ya da aylarda neyi taşıdığında saklıdır.

Address

Ankara

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Psikolog Zeynep Betül Yacel posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share