Klinik Psikolog ECEM AKGÜL

Klinik Psikolog ECEM AKGÜL ÇOCUK & ERGEN & YETİŞKİN PSİKOLOĞU
KLİNİK PSİKOLOG

Performans kaygısı yaşayan gençler genellikle “başarısızlık korkusu” taşımaz;başarısızlığın yaratacağı duygudan korkar.A...
01/05/2026

Performans kaygısı yaşayan gençler genellikle “başarısızlık korkusu” taşımaz;
başarısızlığın yaratacağı duygudan korkar.
Aile beklentisi, sosyal baskı, öğretmen algısı… hepsi zihinde tek bir cümlede birleşir:
“Başaramazsam değerim düşer.”

Bu kaygı arttıkça prefrontal korteks—yani karar verme ve mantıklı düşünmeden sorumlu bölge—baskılanır.
Sonuç?
• ani kararlar,
• impulsif davranışlar,
• risk alma,
• kısa yoldan başarı arayışı.

Performans kaygısı yüzünden genç, bazen tam tersi davranışlara yönelir:
kaçmak, geciktirmek, riske girmek, başkaldırmak…

Psikodinamik açıdan bakıldığında, bu durum erken yaşta alınmış mesajlarla ilgilidir:
“En iyi olmalısın.”
“Yanlış yapma.”
“Yapamazsan üzülürüm.”

Genç bu baskıyı taşıyamayınca ya tamamen kapanır ya da riskli davranışlarla bu yükü dışa atmaya çalışır.

✨ Performans kaygısı başarısızlık korkusu değil; sevilmeme ihtimalinin gölgesidir.

24/04/2026

Duygusal bağımlılık yaşayan gençler genelde “çok sevdiği için” değil;
kaybetmekten, yalnız kalmaktan veya kendisiyle kalmaktan korktuğu için ilişkiye tutunur.

Bağımlılık şu belirtilerle kendini gösterir:
• sürekli mesaj bekleme,
• partnerin ruh hâline göre kendi ruh hâlini değiştirme,
• “O olmazsa ben kim olurum?” kaygısı,
• kontrol etme davranışları,
• terk edilme korkusunun büyümesi.

Bu gençler, çocukluklarında güvenli bağlanma deneyimi yeterince oluşmamış olabilir.
Bu yüzden “birine tutunmak”, aslında kendi iç dünyasındaki boşluğu doldurmak için bir araç haline gelir.

Kontrol davranışları ise sevgi değil;
kaybetme ihtimalinin yarattığı panik hâlinin dışa yansımasıdır.

Gerçek bağ, bağımlı olduğun kişiyle değil;
kendi duyguna yaklaşabildiğinde kurulabilir.

✨ Duygusal bağımlılık sevginin fazlası değil; güvenin eksilişidir.

Cezasızlık, yani bir davranışın hiçbir sonuç doğurmaması,psikolojide davranışı pekiştiren en güçlü unsurlardan biridir.B...
20/04/2026

Cezasızlık, yani bir davranışın hiçbir sonuç doğurmaması,
psikolojide davranışı pekiştiren en güçlü unsurlardan biridir.
Bir genç, yaptığı davranışın sonuçlarını hissetmezse, davranış “tehlikesiz ve işe yarar” olarak kodlanır.

Bu, yalnızca hukukla ilgili bir konu değildir;
çocuklukta anne-baba tutumlarından bile öğrenilir:

• yanlış yaptığında sınır konulmamışsa,
• öfke patlamaları karşılıksız kalmışsa,
• zorbalıkla yüzleşmemişse,
• duygusal sorumluluk öğretilmemişse…

Zihin şunu öğrenir:
“Ben böyle davranabilirim, bir şey olmaz.”

Bu öğrenme yetişkinlikte şiddete değilse bile duyarsızlığa, empati azalmasına dönüşebilir.
Cezasızlık, davranışın “öğretici geri bildirimini” yok ettiği için kişi kendi eyleminin sonuçlarını değerlendiremez.

Psikolojik olarak cezasızlık, şiddetin kapısını doğrudan açmaz;
ama kapının kilidini gevşetir.

✨ Sonuç görmeyen davranış, sınır bilmeyen bir davranışa dönüşebilir.

Öfke kontrolü zayıf gençler çoğu zaman “saldırgan” değildir;duygularını düzenlemeyi öğrenememiş, kendini ifade edecek gü...
17/04/2026

Öfke kontrolü zayıf gençler çoğu zaman “saldırgan” değildir;
duygularını düzenlemeyi öğrenememiş, kendini ifade edecek güvenli alan bulamamış gençlerdir.

Çeteler, bu gençlere üç şey vadeder:
aidiyet, güç, korunma.

Öfke kontrolü zayıf gençler:
• kendilerini evde duyulmamış hissedebilir,
• okulda başarısızlıkla etiketlenmiş olabilir,
• bireysel başarıdan çok “grup kimliği” arıyor olabilirler,
• içsel güvensizliklerini dışsal bir güçle kapatmaya çalışabilirler.

Çete kültürü, bu çocuklara “sen bizdensin” der.
Ve bu cümle, yıllardır “ben kime aitim?” diye düşünen bir genç için çok güçlü bir çağrı olabilir.

Burada mesele suç değil;
yetişkinlerin göremediği duygusal boşluklardır.

✨ Bir genç öfkeyle değil; görülmeyen bir yarayla çeteye yaklaşır.

Sosyal medya sadece bir paylaşım alanı değil;gençler için duyguları boşaltmanın, kendini göstermenin ve onay aramanın en...
13/04/2026

Sosyal medya sadece bir paylaşım alanı değil;
gençler için duyguları boşaltmanın, kendini göstermenin ve onay aramanın en hızlı kanallarından biri.
Ancak bu hızın bir bedeli oluyor:
Öfke düzenleme becerisi zayıflıyor.

Neden?
• Anında tepki verme kültürü, düşünme ve bekleme becerisini köreltiyor.
• Eleştiriler sert, anonim ve tekrar edici olabiliyor—gençler kendilerini savunma pozisyonunda buluyor.
• Kıyaslama duygusal hassasiyeti artırıyor.
• “Sürekli görünür olma” baskısı, gençlerin sinir sistemini yoruyor.
• Filtreli hayatlar gerçek hayattaki toleransı düşürüyor.

Genç, sosyal medyada aslında kendini değil,
onaylanmak isteyen içsel çocuğunu görünür kılıyor.
Eleştiri veya reddedilme ise o çocuğu tetikleyip öfkeyi büyütüyor.

Bu yüzden sosyal medya öfkesi, aslında içerde biriken başka bir şeyin dijital yansaması.

✨ Gençlerin öfkesi ekranla başlamıyor; ekran sadece büyütüyor.

10/04/2026

Uyuşturucu bağımlılığı sadece “kötü bir alışkanlık” değildir;
beynin çalışma düzenini ve duyguların akışını doğrudan değiştiren biyopsikososyal bir süreçtir.
Madde kullanımı, beynin doğal ödül merkezini aşırı uyaran bir sel gibi işler.

Beyin, maddeyi aldıktan sonra olağanüstü miktarda dopamin salgılar.
Bu, kişiye kısa süreli bir rahatlama ve yapay bir “iyi hissetme” hali verir.
Ama birkaç kez tekrarlandığında beyin şöyle der:
“Bu kadar yoğun dopamini ben kendim üretemem… o zaman üretimi azaltayım.”

Sonuç?
• doğal mutluluk azalır,
• kişi hiçbir şeyden keyif alamaz,
• duygular küser,
• motivasyon çöker,
• kaygı ve depresyon artar.

Madde, sadece “keyif” değil;
çoğu zaman bastırılmış öfkenin, boşluk duygusunun, değersizlik hissinin veya görünmez kalmış travmaların üstünü kapatan bir perde gibidir.

Bağımlılık böyle başlar:
Duygudan kaçmak için atılan küçük bir adım, zamanla duyguyu tamamen teslim alır.

✨ Madde, duyguyu uyuşturur; ama içerdeki acıyı büyütür.

24/03/2026

Bir çocuk duygusal olarak görülmez, anlaşılmaz ve aynalanmazsa;
yetişkin olduğunda başkasının gözünde kendini bulmaya çalışır.

Görülmeden büyüyen kişiler:
• Değersizlik hissiyle mücadele eder
• Onay arayışına daha açıktır
• İlişkilerde “fazla veren” rolüne girer
• Terk edilme korkusu yüksektir
• Duygularını bastırır
• Partnerinin memnuniyetiyle kendi değerini ölçer
• “Benim hislerim önemli değil” şeması gelişir

Bu yüzden en basit yakınlık bile tetikleyici olabilir.
Kişi hem sevgi ister hem de sevgi gelince huzursuz olur.

Görülmeden büyümek,
yetişkinlikte kendini hep kanıtlama mücadelesi olarak geri döner.

İyileşme, birinin seni görmesiyle değil;
senin kendini görmenle başlar.

17/03/2026

Evet — uyku bozuklukları çoğu zaman ruh sağlığının ilk ve en sessiz sinyallerinden biridir.

Uykuyla ruh sağlığı arasında güçlü bir çift yönlü ilişki vardır:

🔹 Kaygı artınca uyku kaçar
Zihin sürekli tetikte olur; beden gevşeyemez.

🔹 Depresyonda uyku düzeni bozulur
Ya aşırı uyuma ya da hiç uyuyamama döngüsü görülür.

🔹 Travma sonrası uykuda kabuslar
Beyin yaşadığı duygusal yükü gece işlemeye çalışır.

🔹 Stres hormonları uykuyu engeller
Kortizol yüksek olduğunda uykuya dalmak zorlaşır.

🔹 Düzensiz uyku zihni daha kırılgan yapar
Duygu düzenleme yetisi azalır; kişi daha tahammülsüz olur.

Uyku sorunları sadece “yorgunluk” değildir; zihnin ve bedenin yardım çağrısıdır.

Uyku düzenlemek = ruh sağlığını düzenlemek.

Birçok insan için sınır koymak “ben kötü biriyim” hissi uyandırır.Bu suçluluk, çoğu zaman çocukluk deneyimlerinde başlar...
13/03/2026

Birçok insan için sınır koymak “ben kötü biriyim” hissi uyandırır.
Bu suçluluk, çoğu zaman çocukluk deneyimlerinde başlar.

Neden suçluluk olur?
• Çocukken “hayır” deme hakkı verilmemiştir.
• Kendi ihtiyaçlarını ifade ettiğinde eleştirilmiştir.
• Ebeveynin duygusal yükünü taşımak zorunda kalmıştır.
• Sevgi koşullu verilmiştir: “Uslu olursan seni severim.”
• Kendi alanını koruduğunda cezalandırılmıştır.

Yetişkinlikte bu şöyle görünür:
• Sınır koymak = karşı tarafı incitmek gibi algılanır
• “Kırılmasınlar” diye kişi kendini feda eder
• Fazla verme eğilimi oluşur
• Kendini koruduğunda suçlu hisseder
• “Ben bencil miyim?” sorusu sıkça belirir

Oysa sınır koymak bencillik değil,
ilişkide hem kendini hem karşı tarafı koruma biçimidir.

Hayır, aynı şey değil.Her empati eksikliği narsisizm değildir ve her narsisist empatisiz değildir.Empati eksikliği, kişi...
10/03/2026

Hayır, aynı şey değil.
Her empati eksikliği narsisizm değildir ve her narsisist empatisiz değildir.

Empati eksikliği, kişinin karşısındakinin duygusunu anlamakta zorlanmasıdır.
Narsisizm ise kişinin kendi ihtiyaçlarını aşırı merkeze alması, karşı tarafın duygusunu görmek istememesidir.

Aradaki fark:

🔸 Empati eksikliği → kapasite sorunudur.
Bazı kişiler duygusal sinyalleri okuyamaz.

🔸 Narsisizm → koruyucu bir kişilik örgütlenmesidir.
Kişi kırılgan benliğini korumak için savunma geliştirir.
Empati yapabilir ama “işine gelmediğinde” yapmayabilir.

🔸 Empati eksikliğinde niyet nötrdür;
Narsisizmde ise “kendi ihtiyacını öne koyma” eğilimi vardır.

Empati eksikliği eğitimle, farkındalıkla gelişebilir.
Narsisizm ise daha derin bir kişilik yapısıdır ve profesyonel destek gerektirir.

Bazı insanlar durmayı bilmez; boş kaldığında huzursuz olur, sürekli bir şeylerle meşgul olmak ister.Bu durum çoğu zaman ...
06/03/2026

Bazı insanlar durmayı bilmez; boş kaldığında huzursuz olur, sürekli bir şeylerle meşgul olmak ister.
Bu durum çoğu zaman “çalışkanlık” olarak görünse de, aslında içsel bir sessizlikten kaçınma olabilir.

Sürekli meşgul olma ihtiyacı şunları örter:
• Düşünmek istemediğin duygular
• Yüzleşmek istemediğin kırılganlıklar
• Çözülmemiş acılar
• Yetersizlik hissi
• “Durunca çökebilirim” korkusu
• Kendinle kalınca beliren boşluk duygusu

Meşguliyet, zihnin “susturma mekanizmasıdır”.
Kişi aktif oldukça acı duyguların sesi kısılır.
Ama durduğunda içsel gerçekliği yükselmeye başlar.

Gerçek huzur, sürekli meşgul olmakta değil;
durabildiğinde dağılmamayı öğrenmekte saklıdır.

Ekran, modern çocukların hayatında artık büyük bir yer kaplıyor.Ancak fazla ekran süresi, çocuğun gelişiminde bazı alanl...
03/03/2026

Ekran, modern çocukların hayatında artık büyük bir yer kaplıyor.
Ancak fazla ekran süresi, çocuğun gelişiminde bazı alanları gölgede bırakabilir.

Çocuklar ne kaybediyor?
• Gerçek oyun becerisi – hayal gücü, problem çözme ve yaratıcılık gelişimi durur.
• Sosyal etkileşim – yüz ifadelerini okuma, sıra bekleme, empati kurma zorlaşır.
• Duyusal deneyimler – dokunma, koşma, keşfetme gibi doğal uyarıcılar azalır.
• Dikkat süresi – hızlı içerikler odaklanmayı zorlaştırır.
• Duygu düzenleme – ekran anında haz sağladığı için çocuk beklemeyi öğrenmez.
• Akademik hazırbulunuşluk – dil gelişimi ve kelime hazinesi olumsuz etkilenir.

Ekran tamamen yasaklanmalı mı? Hayır.
Ama yaşa uygun süre, doğru içerik ve ebeveyn eşliği kritik öneme sahiptir.

Dijital dünya gerçek dünyanın yerini tutmaz;
çocuk, gelişimini gerçek temasla kurar.

Address

İhsaniye Mahallesi Çilek Sok. Eser İş Merkezi
Bursa

Opening Hours

Monday 10:00 - 20:00
Tuesday 10:00 - 20:00
Wednesday 10:00 - 20:00
Thursday 10:00 - 20:00
Friday 10:00 - 20:00

Telephone

+905397838471

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Klinik Psikolog ECEM AKGÜL posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Klinik Psikolog ECEM AKGÜL:

Share