Eski Tadında

Eski Tadında Genetiği ile oynanmamış yerli tohumları, kimyasallarla kirletilmemiş topraklarımızda yetiştiriyoruz.

10/07/2026

Bedeninizi ihtiyaç duyduğu zorluklardan mahrum bırakarak, aslında onun hayatta kalma mekanizmalarını kullanılmadıkça köreltiyorsunuz. Modern yaşamın sürekli konfor sağlayan koşulları, vücudun bazı doğal adaptasyon mekanizmalarının daha az uyarılmasına neden olabilir.

Bedeninize şu 5 yöntemi uygulayarak, körelen sistemlerini yeniden uyandırabilirsiniz:

Metabolik Dalgalanma: Sürekli tokluk, otofaji aktivitesini baskılayabilir, vücudun temizlik sürecini yavaşlatır. Açlık bir eksiklik değil, bedenin içerideki atıkları yakma ve yenilenme operasyonudur.
Açlık, AMPK ve mTOR sinyal yolları üzerinden ULK1 proteinini fosforile ederek hücre içi yenilenme süreci olan otofajiyi başlatır.

Termal Şok: Sabit bir ısıda yaşamak yerine soğukla temas etmek, enerji santralleriniz olan mitokondrileri şoka sokarak enerji kapasitenizi artırır.
Soğuk maruziyeti, PGC-1α aktivasyonu yoluyla mitokondriyal biyogenezi teşvik ederek hücresel enerji metabolizmasını optimize eder.

Dinamik Yük: Ağırlık kaldırmak sadece kas yapmak değildir; iskelet sistemine ve tüm hücrelerinize gelişmeye devam etmesi için güçlü bir komut göndermektir.
Mekanik yük, mTOR sinyal yollarını aktive ederek protein sentezini uyarır ve kas-iskelet sistemi adaptasyonunu tetikler.

Oksijen Kapasitesi: Modern yaşamda düşük fiziksel aktivite, solunum ve dolaşım sistemini yeterince zorlamaz. Düzenli aerobik egzersizler, vücudu daha verimli oksijen kullanmaya teşvik ederek dayanıklılık ve adaptasyon kapasitesini geliştirir.
Düzenli aerobik egzersiz, kardiyorespiratuvar adaptasyonları destekleyerek dokuların oksijen kullanım kapasitesini artırır; bu süreçte HIF (Hipoksi İndüklenebilir Faktör) gibi oksijen duyarlı sinyal yolları da fizyolojik adaptasyona katkı sağlayabilir.

Bilişsel Çeşitlilik: Ezberlenmiş rutinler nöronları paslandırır. Alışılmadık bir bilgiyi öğrenmek veya yeni bir beceri üzerinde çalışmak, beynin yapısını yeniden inşa etmesini sağlar.
Yeni ve zorlayıcı süreçler, BDNF (Brain-Derived Neurotrophic Factor) salgılanmasını artırarak nöroplastisiteyi, yani sinir devlerinin gelişimini ve fonksiyonel kapasitesini destekler.

***Devamı yorumlarda.

İnsan fizyolojisi, her gün meyve tüketmek üzerine tasarlanmadı.Bu yaklaşım ilk bakışta sarsıcı veya ezber bozan gelebili...
26/06/2026

İnsan fizyolojisi, her gün meyve tüketmek üzerine tasarlanmadı.

Bu yaklaşım ilk bakışta sarsıcı veya ezber bozan gelebilir, ancak biyolojik gerçekler oldukça net.

Buradaki temel mesele, modern dünyada her gün yüksek miktarda fruktoza maruz kalmanın metabolizmamız üzerinde yarattığı ciddi etkilerdir.

İşin arkasındaki süreci, en sade ve doğrudan haliyle, üç adımda masaya yatıralım:

1. Eklem Ağrıları, Damar Hasarı ve Kronik İnflamasyon:
Vücudumuzda anlamsız bir katılık, eklem sızıları ve kronik bir yorgunluk hissediyorsak, sebebi fruktozun karaciğerdeki yolculuğu olabilir.

Çünkü fruktoz, vücutta neredeyse sadece karaciğer tarafından, tıpkı alkol gibi metabolize edilir. Bu işlemin yan ürünü ise ürik asittir. İşte o kontrolsüz yükselen ürik asit; eklem ağrılarından damar hasarına, kronik enflamasyondan gut hastalığına kadar pek çok sorunu tetikler.

2. Erken Yaşlanma ve Cildin Esnekliğini Kaybetmesi:
Aynaya baktığımızda cildimizin beklenenden daha hızlı yaşlandığını, sarktığını veya kırıştığını görüyorsak, hücrelerimizi fruktozla “karamelize” ediyor olabiliriz.

Biyolojide buna Glikasyon denir. Fruktoz, vücuttaki kolajen ve elastin gibi yapısal proteinlere bağlanarak “gelişmiş glikasyon son ürünleri” (AGEs) oluşturur. Bu süreç de doğrudan cildin esnekliğini kaybetmesine ve erken yaşlanmasına yol açar.

3. Karaciğer Yağlanması, Göbek Bölgesi Yağlanması ve İnsülin Direnci:
Kilo kontrolünün zorlaşması ve özellikle iç organların çevresinde toplanan o inatçı yağlar, karaciğere binen ani fruktoz yükünün doğrudan bir sonucudur.

Karaciğer bu yükü aldığında, “de novo lipogenez” dediğimiz mekanizmayı, yani sıfırdan yağ üretimini başlatır. Sonuç; iç organ yağlanması, karaciğer yağlanması ve kaçınılmaz olarak insülin direncidir.

*****Devamı yorumlarda.

Aynı ekmek, vücudunuzda iki bambaşka kan şekeri tepkisi yaratabilir. Nasıl mı?Çoğu kişi ekmeği çok seviyor ama “kan şeke...
18/06/2026

Aynı ekmek, vücudunuzda iki bambaşka kan şekeri tepkisi yaratabilir.

Nasıl mı?

Çoğu kişi ekmeği çok seviyor ama “kan şekerini yükseltir, kilo aldırır” korkusuyla ona mesafeli yaklaşıyor.

Fırından yeni çıkmış, sıcacık ve taze bir ekmek vücutta hızla şekere dönüşür ve ani insülin dalgalanmalarına yol açar.

Ancak ekmeği tamamen tüketmemek yerine, ekmeğe evde küçük bir işlem uygulayarak durumu değiştirebilirsiniz.

Bilimsel olarak kanıtlanmış bu yöntemin sırrı: Ekmeği dondurmak.

İşin Biyokimyası: Ekmeği Dondurunca Ne Oluyor?

Ekmeği dondurduğunuzda (ve ardından tekrar ısıttığınızda), içindeki nişasta molekülleri fiziksel bir değişime uğrar.

Bilimde buna retrogradasyon deniyor.

Basitçe anlatmak gerekirse:

Normalde vücudumuzun çok hızlı sindirdiği nişasta zincirleri, soğuğun etkisiyle birbirine sıkıca kenetlenir ve kristalleşir.

Bu yeni yapıya dirençli nişasta denir. Enzimlerimiz bu sertleşmiş yapıyı kolay kolay parçalayamaz.

Sonuç olarak o ekmek dilimi, basit bir karbonhidrat gibi davranmayı bırakıp tıpkı bir lif gibi hareket etmeye başlar.

Kan şekerini aniden zıplatmak yerine yavaşça sindirilir ve doğrudan kalın bağırsağa giderek oradaki yararlı bakterilerinizi besler.

Ne Yapmalısınız? (3 Adımda Pratik Uygulama)

Bilimi mutfağınıza taşımak ve ekmeğin glisemik endeksini düşürmek için şu adımları net olarak uygulayın:

1. Alın ve Dilimleyin: Ekmeğinizi taze olarak alın ve kuruyup bayatlamasını beklemeden hemen dilimleyin.

2. Dondurun: Dilimleri bir poşete koyup dondurucuya atın. En az bir gece dondurucuda kalmasını sağlayın (Nişastanın yapısının değişmesi için bu süre şart).

3. Kızartın veya Isıtın: Yiyeceğiniz zaman dilimleri doğrudan dondurucudan çıkarıp tost makinesinde veya ekmek kızartma makinesinde kızartın.

Önemli Not: Ekmeği dondurucudan çıkarıp tekrar ısıtmak, oluşan o “dirençli” yapıyı bozmaz, aksine yapılan araştırmalar dondurma + kızartma kombinasyonunun kan şekeri dalgalanmasını taze ekmeğe kıyasla %30 ila %40 oranında azalttığını gösteriyor.

***Devamı yorumlarda.

12/06/2026

Yaşlandıkça kimseye muhtaç olmadan, sağlıklı ve dinç yaşamanın en önemli şartı bacaklarımızın ne kadar güçlü olduğudur.

Çoğu zaman kas gücünü sadece gençlerin ya da sporcuların bir hedefi olarak görürüz.

Oysa bilimsel araştırmalar şunu çok net gösteriyor:
Bacak kas gücü, uzun ömürlülük ve yaşam kalitesi konusundaki en büyük göstergelerden biri.

Gelin, bacaklarımızın neden vücudumuzun en büyük motoru ve gizli metabolik organı olduğuna bilimsel olarak bakalım...

1. Sadece Bir Kas Değil, Dev Bir “Metabolik Organ”

Bacak kaslarınız, vücudun en büyük kas grubudur.

Bu kaslar ne kadar aktif ve güçlü olursa, kan şekerini kontrol etmek o kadar kolaylaşıyor.
Kalbi korumak o kadar kolaylaşıyor.
Dolaşımı düzenlemek o kadar kolaylaşıyor.

Bacakların çalışması vücuttaki kronik iltihabı azaltıyor ve beyni çok daha aktif tutuyor.

Bilimsel Kaynak: J Intern Med. Doi: 10.1111/joim.12860 (Bacak Gücü ve Ömür İlişkisi)
Bilimsel Kaynak: MDPI Metabolites. Doi: 10.3390/metabolites15040037 (Kas Dokusunun Metabolik Organ İşlevi)

2. Yaşlılıkta Bağımsızlığın ve Güvenliğin Sigortası

Yaşlandıkça kas kütlesinin azalması kaçınılmaz gibi görünse de, güçlü bacaklar bu süreci tamamen tersine çeviriyor.

Sandalyeden rahatça kalkmak, merdiven çıkmak, dengede durabilmek...
Ve en önemlisi, ölümcül olabilen düşme risklerini en aza indirmek tamamen güçlü bacak kaslarına bağlı.

Güçlü bacaklar, aslında kimseye muhtaç olmadan yaşamanın anahtarı.

Bilimsel Kaynak: Gerontology. Doi: 10.1159/000441029 (Bacak Kas Gücü ve Beyin Yaşlanması)
Bilimsel Kaynak: Clin Interv Aging. Doi: 10.2147/CIA.S450125 (Sarkopeni ve Yaşlılıkta Mortalite Riski)

Hareketsizlik Tuzağı

“Yaşlandım, artık oturup dinlenmeliyim” düşüncesi en büyük yanılgı.

Bacak kasları kullanılmadıkça çok hızlı eriyor.

Bu erime sadece hareketlerinizi kısıtlamıyor; kronik hastalıklara davetiye çıkarıyor ve yaşam süresini doğrudan kısaltıyor.

Yaşlanmayı pasif bir şekilde kabullenmek yerine, vücudun biyolojik yapısını doğru beslemek ve çalıştırmak

04/06/2026

Mutfağımıza giren bazı şeyler, çocukların doğrudan davranışlarını, dikkatlerini ve sakinliklerini de şekillendiriyor olabilir.

Tıp dünyasının en prestijli dergilerinden biri olan The Lancet’te yayımlanan çok çarpıcı bir araştırma, bu konuda çığır açan veriler sunuyor.

Çalışmada, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı almış bir grup çocuğun beslenme düzeni kökten değiştiriliyor. Çocukların diyetinden işlenmiş gıdalar, yapay katkı maddeleri ve renklendiriciler tamamen çıkarılıyor; yani kısıtlı bir eliminasyon diyeti uygulanıyor.

Sonuçlar gerçekten çok düşündürücü.

Herhangi bir tıbbi ilaca başvurulmadığı halde, bu temiz beslenme modeli sayesinde çocukların hiperaktivite seviyelerinde, fevri davranışlarında ve odaklanma sürelerinde çok net, gözle görülür iyileşmeler kaydediliyor.

Araştırmanın en can alıcı bulgusu ise şu: Modern beslenme düzenindeki yapay bileşenlere karşı hassasiyeti olan ciddi bir çocuk grubu var. Ve bu çocuklar için paketli gıdalar sadece zararlı birer atıştırmalık değil; davranışsal problemleri doğrudan başlatan, tetiği çeken asıl unsur haline gelebiliyor.

Tabii ki burada gerçekçi olmak gerek; beslenmedeki bu radikal değişiklikler mevcut tıbbi bakımı ya da uzman doktor tedavisini tek başına rafa kaldırmaz.

Ancak bilim bize şunu çok net gösteriyor: Çocuğun bünyesine göre planlanmış temiz bir beslenme modeli, tedavi süreçlerini muazzam derecede destekleyen, göz ardı edilmemesi gereken bir güç.

Çalışmanın detaylarını merak edenler, tıp literatüründen makaleyi doğrudan incelemek için 10.1016/S0140-6736(10)62227-1 DOI numarasını kullanabilirler. Bilimsel zeminini incelemek isteyen her anne babanın ve uzmanın göz atmasını öneririz.

Peki siz bu konuda ne gözlemliyorsunuz? Evde paketli gıdaları, hazır atıştırmalıkları azalttığınızda çocuklarınızın sakinliğinde veya odaklanma becerisinde bir farklılık hissettiniz mi?

20/05/2026

Pek çok insan “mikrodalgaya uygun” (microwave-safe) ibaresinin, plastiğin yiyecekleri ısıtmak için güvenli olduğu anlamına geldiğini düşünür. Ancak durum pek de öyle değil.
Bu ibare genellikle sadece kabın erimeyeceğini gösterir.
Isıtıldığında kimyasal olarak etkisiz kalacağını garanti etmez.

Sorun Kimyasal Bileşiklerde

Plastikler, esneklik ve dayanıklılık sağlamak için BPA ve fitalatlar gibi maddeler içerebilir.
Bu bileşikler plastiğe kalıcı olarak bağlı değildir ve özellikle ısı etkisiyle yiyeceklere geçebilir.

Bu durum şu anlarda gerçekleşebilir:

Plastik kaplarda yemek ısıttığınızda.
Paket servis kaplarını tekrar mikrodalgaya attığınızda.
Plastik şişeleri araba içi gibi sıcak ortamlarda bıraktığınızda.

Plastik dışarıdan sağlam görünebilir ancak kimyasallar çoktan yiyeceğe veya içeceğe sızmıştır.

Büyük Etki Yaratan Küçük Değişiklikler

Cam veya seramik kapları tercih edin.
Yiyecekleri plastik kaplarda ısıtmaktan kaçının.
Plastik şişeleri (güneşli yaz günlerinde arabada) sıcağa maruz bırakmayın.

Bu günlük maruziyeti azaltmak basittir ve uzun vadede önemli sağlık faydaları sağlayabilir.

Siz hiç güvenli olduğunu düşünerek plastikte yemek ısıttınız mı?
Yorumlarda paylaşın, deneyiminiz başkalarına yardımcı olabilir.

***** Kaynakça yorumlarda.

11/03/2026

Omega-3 yağ asidi alımımızın düşük olması bazı araştırmalarda şu etkileri gösterir:

1) Konsantrasyon zorluğu
2) Duygusal istikrarsızlık
3) Bilişsel (analitik düşünme dahil yeteneği) yorgunluk
4) Zihinsel sis

Fast food, aşırı işlenmiş gıda tüketimi, rafinasyona maruz kalmış yağlar ile beslendiğimizde Omega-3 alımı genellikle düşük kalır ve Omega-3/Omega-6 dengesi Omega-3 aleyhine değişebilir. Günlük beslenmemizde rutimizde eğer bu tip gıdalar, özellikle rafine yağlardan zengin besleniyorsak, yeterli Omega-3 alamıyor oluyoruz.

En iyi Omega-3 kaynakları arasında hamsi ve sardalya gibi balıkları sayabiliriz. Bitkisel omega-3 kaynakları olarak da keten tohumu veya Chia tohumu bitkisel Omega-3 açısından oldukça zengindir.

Kaynaklar
https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S002222752039619X
https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC11127996/
https://www.heart.org/en/healthy-living/healthy-eating/eat-smart/fats/fish-and-omega-3-fatty-acids
https://jamanetwork.com/journals/jamaneurology/fullarticle/2799140
https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC4404917/

03/03/2026

1) Kabak çekirdeği, magnezyumdan zengin bir besindir. USDA (ABD Tarım Bakanlığı) verilerine göre 100 gr kabak çekirdeği yaklaşık 560 mg magnezyum 30 gr protein içerir. Ispanakta ise magnezyum 100 gramda yaklaşık 79 mg’dır. Magnezyum, vücudumuzda kas ve sinir fonksiyonları gibi birçok süreçte rol oynar.

2) Aynı gramajda susam, sütten 8 kat fazla kalsiyum içerir. Susamın 100 gramında yaklaşık 975 mg kalsiyum vardır. Sütün 100 gramında ise yaklaşık 120 mg’dır kalsiyum miktarı. Bu açından susam çok daha fazla kalsiyum içerir ancak şunu unutmamak gerekir, 100 gr süt içmek 100 gr susam tüketmekten daha kolay ve rutine daha uygundur. Susamın kalsiyum içeriğine ek olarak, protein ve demir içeriği de eklendiğinde, önemli bir besin kaynağı olarak diyetlerimizde yer vermemiz hem kemik sağlığınız için hem de genel beden sağlığımız için iyi bir alışkanlık olacaktır.

3) Chia tohumu, bitkisel omega-3 açısından çok zengindir, 100 gramında yaklaşık 18 gr bitkisel omega-3 bulunur. Hamsi, sardalya gibi deniz kaynaklı hayvansal omega-3 kaynakları ile birlikte çok iyi bir denge sağlar. Bitkisel omega-3 kaynakları, hayvansal omega-3 kaynakları (EPA/DHA) gibi doğrudan vücut tarafından kullanılmaz, vücudumuz tarafından EPA/DHA’y dönüştürülür.

Kaynaklar

https://tools.myfooddata.com/nutrition-facts/170554/wt1

https://tools.myfooddata.com/nutrition-comparison/170150/100g

https://www.urmc.rochester.edu/encyclopedia/content?contentid=12023-2&contenttypeid=76

https://www.uhhospitals.org/health-information/health-and-wellness-library/article/nutritionfacts-v1/seeds-pumpkin-and-squash-seed-kernels-roasted-with-salt-added-1-oz

19/02/2026

Düzenli ev temizliği yapan kişilerde,
20 yıl boyunca her gün 1 paket sigara içmiş kişilerde görülen hızda
akciğer kapasitesi kaybı oluşabilir.

Svanes ve arkadaşlarının, American Journal of Respiratory and Critical Care Medicine’da yayımlanan 6000’den fazla katılımcıyı kapsayan araştırmasına göre;

Evde düzenli temizlik yapan veya profesyonel temizlik sektöründe çalışan kişilerin akciğer fonksiyonlarını gösteren FEV1 ve FVC değerlerinde, 20 yıl boyunca günde 1 paket sigara içen kişilerdekine benzer oranda azalma tespit edildi.

Araştırmada bu durumun; temizlik sırasında kimyasal ürünlerin sürekli solunmasına bağlı olabileceği belirtiliyor. Kadınların erkeklere kıyasla daha fazla etkilendiği de vurgulanıyor.

Bu sonuçlar, temizlik ürünlerinin sigara kadar zararlı olduğu anlamına gelmez. Ancak kimyasal temizlik maddelerine uzun süreli maruziyetin ciddi akciğer sorunlarına yol açabileceğini göz ardı etmemek gerekir.

Ne yapabiliriz?
• Günlük temizlikte mümkün olduğunca su kullanmak
• Ara sıra beyaz sirke gibi doğal ürünlerden faydalanmak
• Yoğun kokulu ürünlerden kaçınmak
• Temizlik sırasında ortamı iyi havalandırmak

Sağlık için yaptığımız temizlik, sağlığımızdan götürmemeli.

Kaynak:
Svanes et al. (2018). Cleaning at Home and at Work in Relation to Lung Function Decline and Airway Obstruction. American Journal of Respiratory and Critical Care Medicine.

Address

KOŞUYOLU Mahallesi KATİP SALİH SK. NO:97/1 MERKEZ KADIKÖY Istanbul
Istanbul
34718

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Eski Tadında posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Eski Tadında:

Shortcuts

Share