Eski Tadında

Call Directions Website Contact the business

Eski Tadında Genetiği ile oynanmamış yerli tohumları, kimyasallarla kirletilmemiş topraklarımızda yetiştiriyoruz.

İçtiğimiz suyun içinde, gözle göremediğimiz küçücük plastik parçacıkları olabiliyor.Peki ne kadar plastikten söz ediyoru...
13/10/2026

İçtiğimiz suyun içinde, gözle göremediğimiz küçücük plastik parçacıkları olabiliyor.

Peki ne kadar plastikten söz ediyoruz?

2019 yılında yayımlanan bir araştırmaya göre, günlük su ihtiyacını yalnızca şişelenmiş sudan karşılayan bir kişi, yılda yaklaşık 90.000 mikroplastik parçacığına daha maruz kalabiliyor. Aynı hesaplama musluk suyu için yapıldığında ise bu sayı yaklaşık 4.000 olarak tahmin ediliyor. [1]

Elbette bunlar insanların vücudunda tek tek ölçülmüş miktarlar değil. ABD’deki su tüketim alışkanlıkları üzerinden yapılmış bilimsel tahminler.

2024 yılında yapılan başka bir araştırmada ise üç farklı markanın şişelenmiş suları incelenmiş. Sonuç oldukça dikkat çekici: Bir litre suda ortalama 240.000 civarında mikro ve nanoplastik parçacığı hesaplanmış. Üstelik bunların yaklaşık %90’ı, mikroplastiklerden bile küçük olan nanoplastikler. [2]

2026 yılında yayımlanan bir başka çalışma da incelenen şişelenmiş sularda, arıtılmış şebeke suyuna kıyasla daha fazla mikro ve nanoplastik bulunduğunu ortaya koyuyor. [3]

Burada önemli bir ayrıntı var: Araştırmalarda kullanılan ölçüm yöntemleri aynı değil. Bu yüzden farklı çalışmalardaki sayıları doğrudan karşılaştırmak doğru olmaz.

Peki bütün bunlar sağlığımız için ne anlama geliyor?

Bilim insanları, mikro ve nanoplastiklerin insan vücudunda bulunabildiğini ve bazı sağlık sorunlarıyla ilişkili olabileceğini gösteriyor. Ancak bu parçacıkların belirli hastalıklara doğrudan neden olduğu henüz kesin olarak kanıtlanmış değil. [4]

Yani bildiklerimiz var, ama henüz bilmediklerimiz de çok.

Bir de küçük bir hatırlatma...

*****Devamı yorumlarda.

“Eskiden de yiyorduk.”Evet. Ama acaba aynı şeyi mi yiyorduk?Dondurma, sucuk, fındık kreması, ketçap, bisküvi, peynir, ek...
13/09/2026

“Eskiden de yiyorduk.”
Evet. Ama acaba aynı şeyi mi yiyorduk?

Dondurma, sucuk, fındık kreması, ketçap, bisküvi, peynir, ekmek… İsimleri yıllardır aynı. Ama aynı isimle satılan iki ürünün içeriği bugün birbirinden çok farklı olabiliyor.

Etikette küçük ama önemli bir ipucu var: Türkiye’de gıdaların “İçindekiler” listesi, üretimde kullanılan miktara göre ağırlıkça azalan sırayla yazılıyor. Yani örneğin bir fındık kremasında “şeker”, “fındık”tan önce yazıyorsa, üründe şeker fındıktan daha fazla kullanılmış demektir.

Bilimsel araştırmalar da gıdanın yalnızca kalorisinin değil, nasıl formüle edildiğinin ve ne ölçüde işlendiğinin önemli olabileceğini gösteriyor. NIH tarafından yapılan kontrollü bir çalışmada, besin değerleri mümkün olduğunca eşleştirilmiş olmasına rağmen ultra işlenmiş beslenen katılımcılar günde ortalama yaklaşık 500 kcal daha fazla tüketti ve iki haftada ortalama 0,9 kg aldı. Çalışma küçük ve kısa süreliydi; ancak kontrollü deney olması bakımından önemli.

2024’te The BMJ’de yayımlanan ve yaklaşık 9,9 milyon kişiyi kapsayan bir şemsiye derleme de ultra işlenmiş gıda tüketiminin artmasıyla çeşitli kardiyometabolik ve diğer olumsuz sağlık sonuçları arasında ilişkiler bulunduğunu gösterdi. Araştırmaların büyük bölümü gözlemsel olduğu için bu sonuçlar her durumda doğrudan neden-sonuç anlamına gelmiyor.

Bir noktayı da özellikle söyleyelim: Bir katkı maddesinin adının uzun veya yabancı gelmesi, onun otomatik olarak zararlı olduğu anlamına gelmez. Türkiye’de izin verilen katkı maddeleri kullanılmadan önce güvenilirlik değerlendirmelerinden geçiyor. Bizim anlatmak istediğimiz katkı maddelerinden korkmak değil; ne satın aldığımızı bilmek.

O yüzden alışverişte paketi bir kez çevirin.

Önündeki isme değil, içindekilere de bakın.

Çünkü ürünün adı aynı olabilir.
İçeriği aynı olmayabilir.

Eski Tadında olarak biz seçimimizi hiçbir katkı maddesi kullanılmayan ürünleri sunmak olarak tanımlıyoruz. Sitemizde yer verdiğimiz gıda ürünlerinde, katkı maddesi kullanılmamış olmasını temel kriterlerimizden biri olarak kabul ediyoruz.

***Devamı yorumlarda.

Tatlı isteyince bazen uzun tarifler değil, karıştırıp fırına vereceğimiz pratik bir şey istiyoruz.Bu brownie tam öyle bi...
30/08/2026

Tatlı isteyince bazen uzun tarifler değil, karıştırıp fırına vereceğimiz pratik bir şey istiyoruz.

Bu brownie tam öyle bir tarif. Un yok, rafine şeker yok. Muzun tatlılığı, kakaonun yoğunluğu ve süzme yoğurdun verdiği yumuşaklıkla sade ve çok kolay hazırlanıyor.

Malzemeler

* 150 gram süzme yoğurt
* 4 yumurta
* 4 yemek kaşığı kakao
* 2 olgun muz
* 1 yemek kaşığı kabartma tozu

Yapılışı
Süzme yoğurt ve yumurtaları karıştırma kabına alın. Kakao, muz ve kabartma tozunu ekleyin. Hepsini pürüzsüz olana kadar karıştırın.

Karışımı yağlı kâğıt serili kalıba dökün. Önceden ısıtılmış 180°C fırında 35–40 dakika pişirin. Soğuyunca dilimleyin.

İçi hafif nemli kalabilir; güzel olan da bu.

Yanına sade kahve çok yakışıyor.

Afiyet olsun.

Tarifi kaydedin, deneyince bize yazın.

10/07/2026

Bedeninizi ihtiyaç duyduğu zorluklardan mahrum bırakarak, aslında onun hayatta kalma mekanizmalarını kullanılmadıkça köreltiyorsunuz. Modern yaşamın sürekli konfor sağlayan koşulları, vücudun bazı doğal adaptasyon mekanizmalarının daha az uyarılmasına neden olabilir.

Bedeninize şu 5 yöntemi uygulayarak, körelen sistemlerini yeniden uyandırabilirsiniz:

Metabolik Dalgalanma: Sürekli tokluk, otofaji aktivitesini baskılayabilir, vücudun temizlik sürecini yavaşlatır. Açlık bir eksiklik değil, bedenin içerideki atıkları yakma ve yenilenme operasyonudur.
Açlık, AMPK ve mTOR sinyal yolları üzerinden ULK1 proteinini fosforile ederek hücre içi yenilenme süreci olan otofajiyi başlatır.

Termal Şok: Sabit bir ısıda yaşamak yerine soğukla temas etmek, enerji santralleriniz olan mitokondrileri şoka sokarak enerji kapasitenizi artırır.
Soğuk maruziyeti, PGC-1α aktivasyonu yoluyla mitokondriyal biyogenezi teşvik ederek hücresel enerji metabolizmasını optimize eder.

Dinamik Yük: Ağırlık kaldırmak sadece kas yapmak değildir; iskelet sistemine ve tüm hücrelerinize gelişmeye devam etmesi için güçlü bir komut göndermektir.
Mekanik yük, mTOR sinyal yollarını aktive ederek protein sentezini uyarır ve kas-iskelet sistemi adaptasyonunu tetikler.

Oksijen Kapasitesi: Modern yaşamda düşük fiziksel aktivite, solunum ve dolaşım sistemini yeterince zorlamaz. Düzenli aerobik egzersizler, vücudu daha verimli oksijen kullanmaya teşvik ederek dayanıklılık ve adaptasyon kapasitesini geliştirir.
Düzenli aerobik egzersiz, kardiyorespiratuvar adaptasyonları destekleyerek dokuların oksijen kullanım kapasitesini artırır; bu süreçte HIF (Hipoksi İndüklenebilir Faktör) gibi oksijen duyarlı sinyal yolları da fizyolojik adaptasyona katkı sağlayabilir.

Bilişsel Çeşitlilik: Ezberlenmiş rutinler nöronları paslandırır. Alışılmadık bir bilgiyi öğrenmek veya yeni bir beceri üzerinde çalışmak, beynin yapısını yeniden inşa etmesini sağlar.
Yeni ve zorlayıcı süreçler, BDNF (Brain-Derived Neurotrophic Factor) salgılanmasını artırarak nöroplastisiteyi, yani sinir devlerinin gelişimini ve fonksiyonel kapasitesini destekler.

***Devamı yorumlarda.

İnsan fizyolojisi, her gün meyve tüketmek üzerine tasarlanmadı.Bu yaklaşım ilk bakışta sarsıcı veya ezber bozan gelebili...
26/06/2026

İnsan fizyolojisi, her gün meyve tüketmek üzerine tasarlanmadı.

Bu yaklaşım ilk bakışta sarsıcı veya ezber bozan gelebilir, ancak biyolojik gerçekler oldukça net.

Buradaki temel mesele, modern dünyada her gün yüksek miktarda fruktoza maruz kalmanın metabolizmamız üzerinde yarattığı ciddi etkilerdir.

İşin arkasındaki süreci, en sade ve doğrudan haliyle, üç adımda masaya yatıralım:

1. Eklem Ağrıları, Damar Hasarı ve Kronik İnflamasyon:
Vücudumuzda anlamsız bir katılık, eklem sızıları ve kronik bir yorgunluk hissediyorsak, sebebi fruktozun karaciğerdeki yolculuğu olabilir.

Çünkü fruktoz, vücutta neredeyse sadece karaciğer tarafından, tıpkı alkol gibi metabolize edilir. Bu işlemin yan ürünü ise ürik asittir. İşte o kontrolsüz yükselen ürik asit; eklem ağrılarından damar hasarına, kronik enflamasyondan gut hastalığına kadar pek çok sorunu tetikler.

2. Erken Yaşlanma ve Cildin Esnekliğini Kaybetmesi:
Aynaya baktığımızda cildimizin beklenenden daha hızlı yaşlandığını, sarktığını veya kırıştığını görüyorsak, hücrelerimizi fruktozla “karamelize” ediyor olabiliriz.

Biyolojide buna Glikasyon denir. Fruktoz, vücuttaki kolajen ve elastin gibi yapısal proteinlere bağlanarak “gelişmiş glikasyon son ürünleri” (AGEs) oluşturur. Bu süreç de doğrudan cildin esnekliğini kaybetmesine ve erken yaşlanmasına yol açar.

3. Karaciğer Yağlanması, Göbek Bölgesi Yağlanması ve İnsülin Direnci:
Kilo kontrolünün zorlaşması ve özellikle iç organların çevresinde toplanan o inatçı yağlar, karaciğere binen ani fruktoz yükünün doğrudan bir sonucudur.

Karaciğer bu yükü aldığında, “de novo lipogenez” dediğimiz mekanizmayı, yani sıfırdan yağ üretimini başlatır. Sonuç; iç organ yağlanması, karaciğer yağlanması ve kaçınılmaz olarak insülin direncidir.

*****Devamı yorumlarda.

Aynı ekmek, vücudunuzda iki bambaşka kan şekeri tepkisi yaratabilir. Nasıl mı?Çoğu kişi ekmeği çok seviyor ama “kan şeke...
18/06/2026

Aynı ekmek, vücudunuzda iki bambaşka kan şekeri tepkisi yaratabilir.

Nasıl mı?

Çoğu kişi ekmeği çok seviyor ama “kan şekerini yükseltir, kilo aldırır” korkusuyla ona mesafeli yaklaşıyor.

Fırından yeni çıkmış, sıcacık ve taze bir ekmek vücutta hızla şekere dönüşür ve ani insülin dalgalanmalarına yol açar.

Ancak ekmeği tamamen tüketmemek yerine, ekmeğe evde küçük bir işlem uygulayarak durumu değiştirebilirsiniz.

Bilimsel olarak kanıtlanmış bu yöntemin sırrı: Ekmeği dondurmak.

İşin Biyokimyası: Ekmeği Dondurunca Ne Oluyor?

Ekmeği dondurduğunuzda (ve ardından tekrar ısıttığınızda), içindeki nişasta molekülleri fiziksel bir değişime uğrar.

Bilimde buna retrogradasyon deniyor.

Basitçe anlatmak gerekirse:

Normalde vücudumuzun çok hızlı sindirdiği nişasta zincirleri, soğuğun etkisiyle birbirine sıkıca kenetlenir ve kristalleşir.

Bu yeni yapıya dirençli nişasta denir. Enzimlerimiz bu sertleşmiş yapıyı kolay kolay parçalayamaz.

Sonuç olarak o ekmek dilimi, basit bir karbonhidrat gibi davranmayı bırakıp tıpkı bir lif gibi hareket etmeye başlar.

Kan şekerini aniden zıplatmak yerine yavaşça sindirilir ve doğrudan kalın bağırsağa giderek oradaki yararlı bakterilerinizi besler.

Ne Yapmalısınız? (3 Adımda Pratik Uygulama)

Bilimi mutfağınıza taşımak ve ekmeğin glisemik endeksini düşürmek için şu adımları net olarak uygulayın:

1. Alın ve Dilimleyin: Ekmeğinizi taze olarak alın ve kuruyup bayatlamasını beklemeden hemen dilimleyin.

2. Dondurun: Dilimleri bir poşete koyup dondurucuya atın. En az bir gece dondurucuda kalmasını sağlayın (Nişastanın yapısının değişmesi için bu süre şart).

3. Kızartın veya Isıtın: Yiyeceğiniz zaman dilimleri doğrudan dondurucudan çıkarıp tost makinesinde veya ekmek kızartma makinesinde kızartın.

Önemli Not: Ekmeği dondurucudan çıkarıp tekrar ısıtmak, oluşan o “dirençli” yapıyı bozmaz, aksine yapılan araştırmalar dondurma + kızartma kombinasyonunun kan şekeri dalgalanmasını taze ekmeğe kıyasla %30 ila %40 oranında azalttığını gösteriyor.

***Devamı yorumlarda.

12/06/2026

Yaşlandıkça kimseye muhtaç olmadan, sağlıklı ve dinç yaşamanın en önemli şartı bacaklarımızın ne kadar güçlü olduğudur.

Çoğu zaman kas gücünü sadece gençlerin ya da sporcuların bir hedefi olarak görürüz.

Oysa bilimsel araştırmalar şunu çok net gösteriyor:
Bacak kas gücü, uzun ömürlülük ve yaşam kalitesi konusundaki en büyük göstergelerden biri.

Gelin, bacaklarımızın neden vücudumuzun en büyük motoru ve gizli metabolik organı olduğuna bilimsel olarak bakalım...

1. Sadece Bir Kas Değil, Dev Bir “Metabolik Organ”

Bacak kaslarınız, vücudun en büyük kas grubudur.

Bu kaslar ne kadar aktif ve güçlü olursa, kan şekerini kontrol etmek o kadar kolaylaşıyor.
Kalbi korumak o kadar kolaylaşıyor.
Dolaşımı düzenlemek o kadar kolaylaşıyor.

Bacakların çalışması vücuttaki kronik iltihabı azaltıyor ve beyni çok daha aktif tutuyor.

Bilimsel Kaynak: J Intern Med. Doi: 10.1111/joim.12860 (Bacak Gücü ve Ömür İlişkisi)
Bilimsel Kaynak: MDPI Metabolites. Doi: 10.3390/metabolites15040037 (Kas Dokusunun Metabolik Organ İşlevi)

2. Yaşlılıkta Bağımsızlığın ve Güvenliğin Sigortası

Yaşlandıkça kas kütlesinin azalması kaçınılmaz gibi görünse de, güçlü bacaklar bu süreci tamamen tersine çeviriyor.

Sandalyeden rahatça kalkmak, merdiven çıkmak, dengede durabilmek...
Ve en önemlisi, ölümcül olabilen düşme risklerini en aza indirmek tamamen güçlü bacak kaslarına bağlı.

Güçlü bacaklar, aslında kimseye muhtaç olmadan yaşamanın anahtarı.

Bilimsel Kaynak: Gerontology. Doi: 10.1159/000441029 (Bacak Kas Gücü ve Beyin Yaşlanması)
Bilimsel Kaynak: Clin Interv Aging. Doi: 10.2147/CIA.S450125 (Sarkopeni ve Yaşlılıkta Mortalite Riski)

Hareketsizlik Tuzağı

“Yaşlandım, artık oturup dinlenmeliyim” düşüncesi en büyük yanılgı.

Bacak kasları kullanılmadıkça çok hızlı eriyor.

Bu erime sadece hareketlerinizi kısıtlamıyor; kronik hastalıklara davetiye çıkarıyor ve yaşam süresini doğrudan kısaltıyor.

Yaşlanmayı pasif bir şekilde kabullenmek yerine, vücudun biyolojik yapısını doğru beslemek ve çalıştırmak

04/06/2026

Mutfağımıza giren bazı şeyler, çocukların doğrudan davranışlarını, dikkatlerini ve sakinliklerini de şekillendiriyor olabilir.

Tıp dünyasının en prestijli dergilerinden biri olan The Lancet’te yayımlanan çok çarpıcı bir araştırma, bu konuda çığır açan veriler sunuyor.

Çalışmada, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı almış bir grup çocuğun beslenme düzeni kökten değiştiriliyor. Çocukların diyetinden işlenmiş gıdalar, yapay katkı maddeleri ve renklendiriciler tamamen çıkarılıyor; yani kısıtlı bir eliminasyon diyeti uygulanıyor.

Sonuçlar gerçekten çok düşündürücü.

Herhangi bir tıbbi ilaca başvurulmadığı halde, bu temiz beslenme modeli sayesinde çocukların hiperaktivite seviyelerinde, fevri davranışlarında ve odaklanma sürelerinde çok net, gözle görülür iyileşmeler kaydediliyor.

Araştırmanın en can alıcı bulgusu ise şu: Modern beslenme düzenindeki yapay bileşenlere karşı hassasiyeti olan ciddi bir çocuk grubu var. Ve bu çocuklar için paketli gıdalar sadece zararlı birer atıştırmalık değil; davranışsal problemleri doğrudan başlatan, tetiği çeken asıl unsur haline gelebiliyor.

Tabii ki burada gerçekçi olmak gerek; beslenmedeki bu radikal değişiklikler mevcut tıbbi bakımı ya da uzman doktor tedavisini tek başına rafa kaldırmaz.

Ancak bilim bize şunu çok net gösteriyor: Çocuğun bünyesine göre planlanmış temiz bir beslenme modeli, tedavi süreçlerini muazzam derecede destekleyen, göz ardı edilmemesi gereken bir güç.

Çalışmanın detaylarını merak edenler, tıp literatüründen makaleyi doğrudan incelemek için 10.1016/S0140-6736(10)62227-1 DOI numarasını kullanabilirler. Bilimsel zeminini incelemek isteyen her anne babanın ve uzmanın göz atmasını öneririz.

Peki siz bu konuda ne gözlemliyorsunuz? Evde paketli gıdaları, hazır atıştırmalıkları azalttığınızda çocuklarınızın sakinliğinde veya odaklanma becerisinde bir farklılık hissettiniz mi?

20/05/2026

Pek çok insan “mikrodalgaya uygun” (microwave-safe) ibaresinin, plastiğin yiyecekleri ısıtmak için güvenli olduğu anlamına geldiğini düşünür. Ancak durum pek de öyle değil.
Bu ibare genellikle sadece kabın erimeyeceğini gösterir.
Isıtıldığında kimyasal olarak etkisiz kalacağını garanti etmez.

Sorun Kimyasal Bileşiklerde

Plastikler, esneklik ve dayanıklılık sağlamak için BPA ve fitalatlar gibi maddeler içerebilir.
Bu bileşikler plastiğe kalıcı olarak bağlı değildir ve özellikle ısı etkisiyle yiyeceklere geçebilir.

Bu durum şu anlarda gerçekleşebilir:

Plastik kaplarda yemek ısıttığınızda.
Paket servis kaplarını tekrar mikrodalgaya attığınızda.
Plastik şişeleri araba içi gibi sıcak ortamlarda bıraktığınızda.

Plastik dışarıdan sağlam görünebilir ancak kimyasallar çoktan yiyeceğe veya içeceğe sızmıştır.

Büyük Etki Yaratan Küçük Değişiklikler

Cam veya seramik kapları tercih edin.
Yiyecekleri plastik kaplarda ısıtmaktan kaçının.
Plastik şişeleri (güneşli yaz günlerinde arabada) sıcağa maruz bırakmayın.

Bu günlük maruziyeti azaltmak basittir ve uzun vadede önemli sağlık faydaları sağlayabilir.

Siz hiç güvenli olduğunu düşünerek plastikte yemek ısıttınız mı?
Yorumlarda paylaşın, deneyiminiz başkalarına yardımcı olabilir.

***** Kaynakça yorumlarda.

Address

KOŞUYOLU Mahallesi KATİP SALİH SK. NO:97/1 MERKEZ KADIKÖY Istanbul
Istanbul
34718

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Eski Tadında posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Eski Tadında:

Videos

Shortcuts

Share