𝓓𝓻. 𝓑𝓸𝓻𝓪 𝓚𝓾𝓬𝓾𝓴𝔂𝓪𝔃𝓲𝓬𝓲

  • Home
  • Turkey
  • Istanbul
  • 𝓓𝓻. 𝓑𝓸𝓻𝓪 𝓚𝓾𝓬𝓾𝓴𝔂𝓪𝔃𝓲𝓬𝓲

𝓓𝓻. 𝓑𝓸𝓻𝓪 𝓚𝓾𝓬𝓾𝓴𝔂𝓪𝔃𝓲𝓬𝓲 👨‍⚕️ Tıp Doktoru
⚕ Neuro-Psikoloji PhD - Sınav Kaygısı - Aile Terapisi - Dikkat Testi - Neuofeedback
(205)

25/05/2026

🚨 EVLİLİĞİNİZDE MUTSUZLUK, ALDATMA ŞÜPHESİ VEYA UZAKLAŞMA VARSA BUNU İZLEYİN

26 yıllık meslek hayatım boyunca şunu çok gördüm… İnsanlar çoğu zaman ilişki tamamen bittikten sonra destek arıyor. Oysa bazı evlilikler, doğru zamanda alınan destekle yeniden nefes alabiliyor.

Eğer ilişkinizde;

• Sürekli tartışmalar varsa
• Eşinizle iletişim kuramıyorsanız
• Aldatma veya ihanet şüphesi nedeniyle güven sarsıldıysa
• Boşanma düşünceleri sıklaştıysa
• Azalan cinsellik ve duygusal uzaklık başladıysa
• Aynı evde yaşayıp yalnız hissediyorsanız
• Sevgi var ama huzur kalmadıysa

Bilin ki bunların altında çoğu zaman çözülebilecek dinamikler bulunabiliyor.

Brain Center İstanbul’da; evlilik terapisi, ilişki danışmanlığı, aile danışmanlığı, iletişim sorunları, ayrılık süreçleri, boşanma öncesi destek, ihanet sonrası güvenin yeniden yapılandırılması ve çiftlerde duygusal bağın güçlendirilmesi üzerine çalışıyoruz.

Bazı çiftler yıllardır konuşamadıklarını birkaç seansta ilk kez ifade etmeye başlıyor. Çünkü bazen sorun sevgisizlik değil; yanlış iletişim, birikmiş kırgınlıklar veya anlaşılmama hissidir.

Her ilişki kurtulur diyemem. Ama sağlıklı karar verebilmek için önce durumu doğru görmek gerekir.

Bazen devam etmek çözüm olur…
Bazen sınır koymak…
Bazen ayrılığı sağlıklı yönetmek…
Ama amaç; korkuyla değil, farkındalıkla karar verebilmektir.

Yaşam kalitenizin ve ilişkilerinizin daha huzurlu olması için, ihtiyaç duyduğunuzda destek almanın güçsüzlük değil cesaret olduğunu hatırlayın.

📍 Brain Center® İstanbul
👨🏼‍⚕️ Dr. Bora Küçükyazıcı

25/05/2026

NİETZSCHE, FREUD VE JUNG’A GÖRE EVLİLİK: AŞK MI, İHTİYAÇ MI, RUHSAL AYNA MI?

Evlilik hakkında üç büyük düşünür aynı odada otursaydı, muhtemelen birbirleriyle bile tartışırlardı. Çünkü evliliğe bakışları oldukça farklıydı.

Nietzsche için evlilik sadece aşk üzerine kurulmamalıydı. Ona göre insanlar evlenmeden önce şu soruyu sormalıydı: “Bu kişiyle yaşlandığımda hâlâ konuşmak ister miyim?” Çünkü tutku değişebilir ama zihinsel yakınlık daha uzun yaşayabilir. Nietzsche, evliliğin ortak bir amaç ve gelişim alanı taşıması gerektiğini düşünüyordu.

Freud ise daha farklı bakıyordu. Ona göre insan ilişkilerinin altında bilinçdışı arzular, çocukluk deneyimleri ve bağlanma örüntüleri vardı. Bazen kişi eşini seçerken aslında geçmişte çözülmemiş duygusal ihtiyaçlarını tekrar arıyor olabilir. Freud’un yaklaşımına göre bazı evlilikler sevgi kadar, fark edilmeyen eksikleri tamamlama çabasıdır.

Carl Jung ise evliliği adeta bir ruhsal ayna gibi görüyordu. Ona göre eşler birbirinin gölge yönlerini ortaya çıkarabilir. En çok eleştirdiğiniz özellik, bazen kendi bastırdığınız tarafınız olabilir. Jung şöyle düşünürdü: Evlilik yalnızca iki kişinin birlikteliği değil; iki bilinçdışının da karşılaşmasıdır.

Bu yüzden bazı evliliklerde insan eşinin nefesine bile tahammül edemez hale gelir. Çünkü sorun nefes değildir; tetiklenen eski yaralar, görülmeyen ihtiyaçlar ya da yıllardır konuşulmayan duygular olabilir.

Belki de evlilikte en önemli soru şudur:

“Bu insan beni sadece mutlu ediyor mu, yoksa beni daha derin tanımama da yardımcı oluyor mu?”

Çünkü güçlü evlilikler sadece aşkı sürdürmez; insanın kendini tanımasına da alan açar.

Nietzsche’nin sorgusu, Freud’un bilinçdışı ve Jung’un gölge tarafı birleşince evlilik; yalnızca birlikte yaşamak değil, birlikte dönüşmek haline gelir.

Dr. Bora Küçükyazıcı

24/05/2026

KISKANÇLIK SEVGİ Mİ YOKSA KONTROL MÜ? AŞIRI KISKANÇLIK İLİŞKİYİ NASIL YAVAŞÇA YIKAR?

Kıskançlık bazen “seni seviyorum, kaybetmek istemiyorum” duygusunun içinden doğabilir. Çünkü insan değer verdiği şeyi kaybetmekten korkabilir. Ama burada önemli bir ayrım var: Sevgiyle gelen doğal kıskançlık ile kontrol etmeye dönüşen aşırı kıskançlık aynı şey değildir.

Bir kişi sürekli telefon kontrol ediyor, kimlerle görüştüğünü sorguluyor, sosyal çevreyi kısıtlıyor ya da küçük olaylardan büyük senaryolar çıkarıyorsa… çoğu zaman bunun altında sadece sevgi değil; terk edilme korkusu, düşük özdeğer algısı veya geçmiş travmalar bulunabilir.

Araştırmalar, bağlanma kaygısı yüksek bireylerde kıskançlığın daha yoğun yaşanabildiğini gösteriyor. Özellikle Yale University ve bağlanma kuramı üzerine yapılan çalışmalar, çocuklukta gelişen güvensiz bağlanma örüntülerinin yetişkin ilişkilerinde aşırı kıskançlık ve kontrol davranışlarına zemin hazırlayabileceğini ortaya koyuyor.

Bir başka ilginç nokta şu: Kıskanç kişi çoğu zaman karşısındakini değil, aslında kendi kaybetme korkusunu yönetmeye çalışır. Ama paradoks şudur… Fazla kontrol, çoğu zaman insanı korumaz; uzaklaştırır.

University of Washington’dan ilişki araştırmaları, sürekli suçlama, takip etme ve güven eksikliğinin uzun vadede çift memnuniyetini düşürdüğünü bildiriyor. Çünkü güven azaldığında ilişki sevgiden çok denetime dönüşebiliyor.

Peki çözüm ne?

Önce “Neden bu kadar kıskanıyorum?” sorusunu dürüstçe sormak gerekir. Kıskançlığın altında geçmiş ihanet, değersizlik hissi veya terk edilme korkusu olabilir. Çözüm sadece partneri değiştirmek değil; bazen kişinin kendi yaralarını fark etmesidir.

Sağlıklı sevgi şunu söyler:

“Seni kontrol etmiyorum… Sana güvenmeyi öğreniyorum.”

Sizce kıskançlık sevginin işareti mi, yoksa korkunun?

Dr. Bora Küçükyazıcı

21/05/2026

YATAKLAR AYRILDIĞINDA SADECE UYKU MU DEĞİŞİR… YOKSA AŞK SESSİZCE UZAKLAŞMAYA MI BAŞLAR?

Çiftler neden zamanla ayrı uyumaya başlıyor biliyor musunuz?

Başta sebep çok masum görünebilir… Horlama, farklı çalışma saatleri, çocukların düzeni, uyku problemi… Ama bazen mesele uyku değildir. Mesele; kırgınlıkların konuşulmaması, dokunmanın azalması ve duygusal mesafenin sessizce büyümesidir.

İlginç bir bilgi paylaşayım…

Araştırmalar, partnerle uyuyan bireylerin daha düşük stres düzeyi ve ilişkide daha yüksek güven duygusu yaşayabildiğini gösteriyor. Çünkü sevdiğimiz kişinin varlığı, beynin tehdit algısını azaltıp güven sinyalleriyle ilişkilendirilebiliyor. Bazı çalışmalarda birlikte uyuyan çiftlerde oksitosin ve bağlanma hissiyle ilişkili süreçlerin daha güçlü olabileceği tartışılıyor. Ancak bu durum her çift için aynı değildir.

Burada asıl soru şu:

“Ayrı uyumak tercih mi… yoksa duygusal uzaklaşmanın sonucu mu?”

Çünkü klinik deneyimlerde sık görülen bir durum var:

Önce sarılmalar azalıyor…
Sonra sohbetler kısalıyor…
Sonra küçük kırgınlıklar birikiyor…
Ve bazen aynı evde yaşayan iki insan, fark etmeden birbirinin yalnızlığına dönüşebiliyor.

Öte yandan bazı çiftlerde ayrı uyumak ilişkiyi koruyabiliyor. Özellikle kronik uyku bozukluğu yaşayan kişilerde kaliteli uyku; sabrı, duygu düzenlemeyi ve ilişkiyi olumlu etkileyebiliyor. Uyku yoksunluğu ise çatışmaları artırabiliyor. Bu nedenle mesele sadece aynı yatakta olmak değil; aynı duygusal güven alanında kalabilmek.

Belki de asıl yakınlık, gece aynı yastıkta uyumaktan önce gündüz birbirini gerçekten duyabilmektir.

Şimdi kendinize dürüstçe sorun:

Biz ayrı uyuyorsak… bu huzurlu uyku için mi?
Yoksa kırgınlıklar konuşulmadığı için mi?

Çünkü bazen ilişkiler büyük kavgalarla değil… küçük uzaklaşmalarla sessizce değişir.

Merak ediyorum…

Sizce eşlerin ayrı uyuması ilişkiyi güçlendirir mi, yoksa zamanla görünmez bir mesafe mi oluşturur? Yorumlara yazın. 👇

Dr. Bora Küçükyazıcı

20/05/2026

BENİ MERAKTA BIRAKMA - SAEECE 5 SANİYE BANA A**R!

Videodaki kadın haklı bir şey gösteriyor aslında… Müsait olmadığını söylemek, “ilk fırsatta arayacağım” diye kısa bir ses kaydı bırakmak sadece 5 saniye sürüyor. Ama o 5 saniye bazen karşındaki insanın saatler süren kaygısını sakinleştiriyor.

İlişkilerde insanlar çoğu zaman büyük jestler beklemiyor. “Önemsendiğimi hissediyor muyum?” sorusunun cevabını arıyor. Çünkü sevgi sadece hissetmek değildir; hissettirmektir de.

Araştırmalar, duygusal olarak ulaşılabilir partnerlerin ilişki doyumunun daha yüksek olduğunu gösteriyor. Özellikle bağlanma üzerine çalışan araştırmacılar, düzenli küçük temasların güven duygusunu artırdığını vurguluyor. Bir mesaj, kısa bir ses kaydı ya da “yoğunum ama seni düşünüyorum” demek; beynin tehdit algısını azaltıp güven sistemlerini destekleyebiliyor. Bu durum bağlanma güveniyle ilişkilendiriliyor.

The Gottman Institute tarafından yıllarca sürdürülen ilişki araştırmalarında, güçlü ilişkilerin büyük sürprizlerden çok “küçük ama düzenli duygusal yönelimler” ile beslendiği vurgulanıyor. Partnerin duygusal çağrısına dönmek, ilişkiyi yıllar içinde güçlendiren davranışlardan biri kabul ediliyor.

Birçok kişi şöyle düşünüyor: “Yoğundum, sonra ararım.” Oysa karşı taraf bazen aranmamayı değil, unutulmuş olmayı hissediyor. Aradaki fark çok büyük.

Sevgi pahalı hediyeler değildir her zaman… Bazen trafikte kaydedilmiş 5 saniyelik bir ses olur:
“Şu an müsait değilim ama aklımdasın. İlk fırsatta arayacağım.”

İnanın, bazı ilişkileri kurtaran şey saatler süren konuşmalar değil… Düzenli hissettirilen küçük değerlerdir.

Bugün sevdiğiniz kişiye sadece 5 saniye ayırın.
Çünkü zamanın uzunluğu değil, içinde hissettirdiğiniz değer iz bırakır.

Dr. Bora Küçükyazıcı

17/05/2026

KATLANAMADIĞIN KİŞİNİN NEFESİ BİLE SES GİBİ GELİR: AŞK BİTMEDEN ÖNCE RUH UYARIR

Evlilikte ve ilişkilerde çok önemli bir gerçek vardır: Bazen mesele gerçekten “nefes sesi” değildir; mesele, o nefesin artık içeride biriken öfkeye, kırgınlığa, hayal kırıklığına temas etmesidir. Videoda kadın, sakin duran adama “öyle sesli nefes alıp durma” diyor. Oysa adam belki de sadece oturuyor. Ama sevgi alanı daraldığında, insan karşısındakinin varlığına bile tahammül etmekte zorlanır.

İlişkilerde aşk sadece güzel sözler, romantik anlar, heyecan ve fiziksel çekim değildir. Aşkın içinde güven, takdir edilme, görülme, anlaşılma ve duygusal temas vardır. Washington Üniversitesi’nden John Gottman’ın çiftler üzerine yaptığı uzun süreli çalışmalar, ilişkilerde küçümseme, eleştiri ve duygusal kopuşun evlilik doyumunu ciddi şekilde zayıflattığını gösterir. Yani eşinin nefesi sana batıyorsa, çoğu zaman sorun nefeste değil; birikmiş duygusal mesafededir.

Harvard Adult Development Study de bize şunu söyler: İnsan mutluluğunu belirleyen en güçlü faktörlerden biri, ilişkilerin kalitesidir. Kaliteli ilişki, yan yana sessizce otururken bile huzur verebilmelidir. Eğer eşinin sessizliği bile seni geriyorsa, burada durup kendine sormak gerekir: “Ben bu insana mı kızgınım, yoksa bu ilişkide uzun zamandır görülmeyen ihtiyaçlarıma mı?”

Sevgi azaldığında beyin tehdit algısını artırır. Eskiden sevimli gelen davranışlar, bugün tahammül edilemez hale gelebilir. Bu yüzden evlilikte mesele küçük davranışlara takılmak değil, o davranışların altında hangi duygunun saklandığını anlayabilmektir.

Çünkü bazen insan eşinin nefesine değil, yıllardır duyulmayan kendi iç sesine öfkelidir. Sevgi varsa konuşulur, emek verilir, onarılır. Ama tahammül tamamen bittiyse, artık ilişki değil; sadece aynı odada sürdürülen sessiz bir uzaklık kalmıştır. 

Dr. Bora Küçükyazıcı

16/05/2026

ÖZGÜVENİN SIRRI: KİMSENİN SANA VERMEDİĞİ GÜCÜ KENDİNDE BULMA REHBERİ

Özgüven, çoğu kişinin düşündüğü gibi “her şeyi yapabilirim” hissi değildir. Özgüven; korkuya rağmen adım atabilmek, hata yapsan bile kendini değersiz hissetmemektir. Sessizce kendi yanında durabilmektir. Çünkü gerçek özgüven, başkalarının alkışından değil; insanın kendisiyle kurduğu ilişkiden doğar.

İlk teknik: Küçük başarılar biriktir.
Beyin, tekrar eden başarı deneyimlerini kanıt olarak kaydeder. Her gün verilen küçük sözleri tutmak—10 dakika yürümek, ertelenen işi bitirmek—özgüvenin nörobiyolojik temelini güçlendirir. Psikolog Albert Bandura, kişinin kendi başarı deneyimlerinin özgüveni artırdığını göstermiştir.

İkinci teknik: İç konuşmanı fark et.
Kendi kendine sürekli “başaramam” diyen beyin, bunu gerçek sanmaya başlar. Stanford University araştırmaları, kendine karşı daha şefkatli yaklaşımın dayanıklılığı artırabileceğini gösteriyor. Sert eleştiri yerine: “Şu an zorlanıyorum ama öğrenebilirim.”

Üçüncü teknik: Beden duruşunu değiştir.
Özgüven sadece zihinde oluşmaz. Omuzların düşük, nefes yüzeyselse beyin bunu tehdit olarak okuyabilir. Daha dik duruş ve yavaş nefes, sinir sistemine güven mesajı gönderebilir.

Dördüncü teknik: Karşılaştırmayı azalt.
Sürekli başkalarının hayatını izlemek, kendi değerini küçültmeye neden olabilir. Özellikle pasif sosyal medya kullanımı özgüveni olumsuz etkileyebilir; aktif ve bağlantı kuran kullanım daha farklı sonuçlar verebilir. 

Beşinci teknik: Kusurlarınla görünmeye cesaret et.
Mükemmel olmaya çalışmak özgüven değil, çoğu zaman korkudur. İnsan hata yapıp yine kabul gördüğünde gerçek güven gelişir.

Özgüven doğuştan gelen bir hediye değildir. Tekrar edilen davranışlarla oluşan bir kas gibidir. Her gün biraz çalıştırılırsa güçlenir. Bugün kendine şu soruyu sor: Başkalarının onayı olmadan kendime ne kadar değer verebiliyorum?

Dr. Bora Küçükyazıcı

15/05/2026

HAKKINI KORUMAYAN İNSAN, ZAMANLA KENDİ SESİNİ KAYBETMEYE BAŞLAR

Videoda dikkat edin… Kadın öfkeden bağırmıyor. Hakaret etmiyor. Sadece tekrar ediyor: “Ben konuşuyorum… ben konuşuyorum…” Belki dokuz kez. Çünkü bazen sınır koymak bağırmak değildir. Sınır koymak, kendi varlığını sakin ama kararlı şekilde korumaktır.

Birçok insan çocukluğundan itibaren sözünün kesilmesine alışıyor. Fikri küçümseniyor. Duygusu erteleniyor. Sonra yetişkin oluyor ama toplantıda susuyor, ilişkide susuyor, evlilikte susuyor. İçten içe kırılıyor ama yine susuyor. Çünkü kendi hakkını savunmanın “ayıp” olduğunu öğrenmiş olabiliyor.

Oysa sağlıklı ilişkilerde karşı tarafı ezmek değil, iki kişinin de duyulması gerekir. American Psychological Association sınır koymanın ve kendini ifade edebilmenin psikolojik iyi oluşla ilişkili olduğunu vurguluyor. Ayrıca University of California kaynaklı iletişim araştırmaları, duyulduğunu hisseden bireylerin daha düşük stres ve daha yüksek ilişki doyumu yaşadığını gösteriyor.

Kendi hakkını korumak saldırganlık değildir. Kendini silmemektir.

Bazen nazikçe:
“Bir dakika, sözümü tamamlamak istiyorum.”

Bazen:
“Benim de fikrim önemli.”

Ve bazen gerekiyorsa dokuz kez…

Çünkü insanlar sana nasıl davranacağını çoğu zaman senin sınırlarından öğrenir.

Unutmayın; sürekli susan kişi huzurlu olmaz. Sadece zamanla kendi sesine yabancılaşabilir.

Nazik olun. Ama görünmez olmayın.

Hakkınızı savunurken amaç kavga çıkarmak değil; ilişkinin içinde kendi varlığınızı kaybetmemektir. Çünkü kendi sesini koruyan insan, zamanla özgüvenini de korur. Ve özgüven; çoğu zaman büyük cümlelerle değil, küçük anlarda “Ben de buradayım” diyebilmekle başlar.

Dr. Bora Küçükyazıcı

15/05/2026

YAŞAM SENİ HIZLANDIRDIKÇA DUR: RUHUN GERİDE KALMASIN VE KENDİNİ KAYBETME

Bazı insanlar yıllarca hedeflerinin peşinden koşuyor. Daha çok başarı, daha çok para, daha çok sorumluluk… Ama bir gün aynaya bakıp şu soruyu soruyor: “Ben ne zaman bu kadar yoruldum?” Çünkü insanı en çok tüketen şey bazen yaşadığı zorluklar değil, kendi iç sesinden uzun süre uzak kalmasıdır.

Klinikte sık gördüğüm durumlardan biri şu: İnsan dışarıdan güçlü görünür ama iç dünyasında sessiz bir kopuş yaşamaya başlamıştır. Gülümser ama huzurlu değildir. Üretir ama mutlu değildir. Çünkü ruh sürekli ihmal edildiğinde, beden bunu yorgunluk, kaygı ya da tükenmişlik olarak göstermeye başlayabilir.

Özellikle Yale University araştırmaları, bilinçli farkındalık uygulamalarının duygu düzenleme süreçlerini destekleyebildiğini gösteriyor. Ayrıca Massachusetts General Hospital çalışmalarında düzenli farkındalık pratiklerinin stres algısı üzerinde olumlu etkileri olduğu tartışılıyor.

Şunu fark etmek önemli: Gerçek zenginlik bazen banka hesabında değil, zihnin sustuğunda hissettiğin huzurdadır. Çünkü insan kendisiyle yalnız kalamıyorsa, kalabalıklar içinde de tam anlamıyla huzur bulamaz.

Belki bugün yapacağın en güçlü şey, her şeyi çözmeye çalışmak değil… Birkaç dakika durmak. Derin nefes almak. Kendine şu soruyu sormak:

“Hayatımı inşa ederken, kendi iç dünyamı ihmal ettim mi?”

Bazen iyileşme yeni bilgiler öğrenmek değildir. Yavaşlamak, hissetmek ve özüne dönmektir.

Çünkü insan yalnızca çalışmak, üretmek ve başarmak için burada olmayabilir. Belki de yaşamın önemli bir parçası; kendini tanımak, ruhunu duymak ve içindeki sessiz huzuru yeniden bulabilmektir.

Dr. Bora Küçükyazıcı

15/05/2026

ŞİMDİ DUR VE SOR: KOŞTUĞUN HAYATTA KENDİNİ NE ZAMAN KAYBETTİN?

Bazen insanlar bana yorgun olduklarını söylüyor ama bu sadece beden yorgunluğu değil. Asıl yorgunluk, uzun süre kendi duygularını duymadan yaşamaktır. Sürekli üretmek, yetişmek, güçlü görünmek… Sonra bir gün kişi kendi içinde sessizce soruyor: “Ben gerçekten iyi miyim?”

Bilinçli farkındalık çalışmaları üzerine yapılan araştırmalar, düzenli farkındalık pratiğinin stres düzeylerini azaltabildiğini ve kişinin kendisiyle daha güçlü bağ kurmasına yardımcı olabildiğini gösteriyor. Özellikle Harvard Medical School yayınlarında, farkındalık uygulamalarının duygu düzenleme üzerinde olumlu etkileri tartışılıyor. Ayrıca University of California, Berkeley çalışmaları, kişinin iç dünyasına yönelmesinin yaşam doyumu ile ilişkili olabileceğini vurguluyor.

Gerçek zenginlik bazen daha fazla para değil; kendi zihninde huzur bulabilmektir. Kalabalıklar içinde yalnız hissetmiyorsa insan, kendiyle oturup sessizliği korkmadan dinleyebiliyorsa… İşte orada başka bir güç vardır.

Kendine şu soruyu sor: Başarı dediğin şey, seni senden uzaklaştırıyorsa gerçekten başarı mıdır?

Her gün birkaç dakika durmak… nefesi fark etmek… duyguları yargılamadan izlemek… Bunlar küçük görünür ama insanın içindeki kayıp parçaları yeniden bir araya getirebilir. Çünkü insan yalnızca yaptığı iş değildir; sahip oldukları değildir; başkalarının gözündeki kimliği de değildir.

Bazen iyileşmek, yeni bir şey eklemek değil… Fazlalıkları bırakıp özüne dönmektir.

Belki bugün yapılacak en değerli şey, biraz yavaşlamak ve şu soruyu sormaktır:

“Uzun zamandır herkesle ilgilenirken, kendimle en son ne zaman ilgilendim?”

Dr. Bora Küçükyazıcı

14/05/2026

SANA ZARAR VEREN İNSANLARA VERİLECEK EN GÜÇLÜ CEVAP BAZEN SADECE SAKİN KALMAKTIR

Hayatta bazı insanlar vardır…
Seni anlamak için değil, seni tüketmek için konuşurlar. Sürekli eleştirirler, kışkırtırlar, huzurunu bozarlar. Ve çoğu zaman amaçları gerçekten çözüm bulmak değildir; senden tepki almaktır. Çünkü öfkelenen insan kontrolünü kaybeder. Kontrolünü kaybeden insan ise enerjisini karşı tarafa teslim eder.

Yıllardır ilişkiler ve insan davranışları üzerine çalışan biri olarak şunu çok net söyleyebilirim: Her tartışmaya girmek zorunda değilsiniz. Her yanlış anlaşılmayı düzeltmek zorunda değilsiniz. Çünkü bazı insanlar anlamak istemez. Sadece sizi yormak ister. Bu yüzden bazen verilecek en güçlü cevap sessizliktir. Sessizlik, zayıflık değildir. Bilinçli bir sınırdır.

Özellikle öfke anında hemen tepki vermemek çok önemlidir. İnsan sinirliyken beynin mantıklı karar veren bölgesi yavaşlar, duygusal bölge kontrolü ele alır. Sonra pişman olunacak sözler çıkar. Bu yüzden önce durun… nefes alın… sakinleşin. Çünkü anlık öfke geçer ama kırılan güven uzun süre kalır.

Bir diğer önemli konu da sınır koyabilmektir. Sürekli sizi aşağı çeken, değersiz hissettiren, manipüle eden insanlara ulaşımı azaltmak psikolojik bir korunmadır. Herkesi hayatınızda tutmak zorunda değilsiniz.

Unutmayın…
Hayatınızda huzur istiyorsanız, enerjinizi herkese dağıtamazsınız.
Bazen iyileşmek için bazı insanlardan uzaklaşmak gerekir.

Sizin enerjinizi en çok tüketen davranış ne? Yorumlara yazın. 👇

Dr. Bora Küçükyazıcı

Address

Ritim İstanbul AVM Ticari Blok Daire: 55 Zuhal Caddesi D-100 Yan Yolu
Istanbul
34846

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when 𝓓𝓻. 𝓑𝓸𝓻𝓪 𝓚𝓾𝓬𝓾𝓴𝔂𝓪𝔃𝓲𝓬𝓲 posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to 𝓓𝓻. 𝓑𝓸𝓻𝓪 𝓚𝓾𝓬𝓾𝓴𝔂𝓪𝔃𝓲𝓬𝓲:

Share