İzmir Psikolog & Klinik Psikolog, Çocuk ve Aile Psikoloğu Sinem Malkoç

  • Home
  • Turkey
  • Izmir
  • İzmir Psikolog & Klinik Psikolog, Çocuk ve Aile Psikoloğu Sinem Malkoç

İzmir Psikolog & Klinik Psikolog, Çocuk ve Aile Psikoloğu Sinem Malkoç Uzman Klinik Psikolog Sinem Malkoç'un Facebook sayfası.

AİLE ve PSİKOLOG sitesi birey ve şirketler için psikolojik sorunlar konusunda danışmanlık hizmeti vermek için kurulmuş bir internet sitesidir.İzmir,Söke,Bodrum,Aydın ve Kuşadasında aile danışmanlığı ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir.

Bir Evlilik Bittiğinde Sadece Eş GitmezYıllarca aynı insanla aynı evin, aynı alışkanlıkların ve ortak bir geleceğin için...
03/09/2026

Bir Evlilik Bittiğinde Sadece Eş Gitmez

Yıllarca aynı insanla aynı evin, aynı alışkanlıkların ve ortak bir geleceğin içinde yaşadıktan sonra terk edilmek, sıradan bir ayrılıktan çok daha fazlasıdır. Giden yalnızca eş değildir. Birlikte yaşlanma düşüncesi, aile düzeni, günlük yaşamın tanıdık ritmi ve kişinin kendisini ait hissettiği dünya da sarsılır.

Bu nedenle yıllar sonra terk edilen kişi yalnızca eşinin yokluğuna değil, kaybettiği hayat biçimine de yas tutar.

Ayrılık beklenmedik biçimde gerçekleştiğinde ilk tepki çoğu zaman şaşkınlıktır. Kişi söylenenleri duyar ama yaşananlara inanmakta zorlanır. Zihninde sürekli aynı sorular dolaşır:

“Ne zamandan beri böyle hissediyordu?”
“Ben nasıl fark etmedim?”
“Bunca yılın hiçbir anlamı yok muydu?”
“Hayatında başka biri mi var?”
“Ben nerede hata yaptım?”

Bu sorular, zihnin yaşananları anlamlandırma ve kontrol duygusunu yeniden kazanma çabasıdır. Fakat cevap arayışı uzadıkça kişi, geçmişteki her konuşmayı ve davranışı yeniden incelemeye başlayabilir. Böylece ayrılığın acısına bir de yoğun suçluluk ve yetersizlik duygusu eklenir.

Oysa bir eşin ayrılma kararı, terk edilen kişinin değersiz olduğunun kanıtı değildir. Bir evliliğin sona ermesiyle bir insanın değeri aynı şey değildir. İlişkide hatalar, ihmaller veya karşılanmamış ihtiyaçlar bulunabilir; ancak bunların sorumluluğu bütün ağırlığıyla tek bir kişinin üzerine bırakılamaz.

Uzun evliliklerde eşler yalnızca birbirleriyle yaşamaz; zamanla kimliklerini de evlilik içindeki rolleri üzerinden kurarlar. “Eş”, “anne”, “baba”, “gelin”, “damat” veya “ailenin düzenini sağlayan kişi” olmak, benliğin önemli bir parçasına dönüşür. Ayrılıktan sonra yaşanan boşluk bu nedenle yalnızlıkla sınırlı değildir. Kişi, “O olmadan ben kimim?” sorusuyla da karşı karşıya kalır.

Bu süreçte en zorlayıcı duygulardan biri, geçmişin değersizleştiği düşüncesidir. Evliliğin bitmiş olması, yaşanan bütün yılların sahte veya anlamsız olduğu anlamına gelmez. Bir ilişkinin sonradan değişmesi, geçmişte yaşanan yakınlığı, emeği ve paylaşımları ortadan kaldırmaz. Sonucun kötü olması, hikâyenin tamamının kötü olduğu anlamına gelmez.

Terk edilmenin ardından kişi bazen eşini geri getirmek için kendisinden vazgeçebilir. Sürekli mesaj göndermek, açıklama istemek, kendisini suçlamak, verilen her koşulu kabul etmek ya da diğer kişiyi ikna etmeye çalışmak kısa süreli bir umut yaratabilir. Ancak bu davranışlar çoğunlukla kişinin özsaygısını daha da zedeler. Yas tutmak ile kendini kaybetmek aynı şey değildir.

İyileşme, yaşananları hemen kabullenmek veya unutmak demek değildir. Öncelikle kaybın gerçekliğini taşıyabilecek bir duygusal alan oluşturmak gerekir. Üzüntü, öfke, utanç, özlem ve hatta zaman zaman rahatlama aynı anda hissedilebilir. Bu duyguların birbiriyle çelişmesi, kişinin ne istediğini bilmediğini değil, önemli bir kaybı işlemeye çalıştığını gösterir.

Zamanla sorulması gereken soru da değişir. Başlangıçta “Beni neden bıraktı?” sorusu zihni işgal ederken iyileşme sürecinde şu sorular önem kazanır:

“Bu ilişkide ben neleri yaşadım?”
“Neleri uzun süre görmezden geldim?”
“Kendimden hangi yönleri erteledim?”
“Bundan sonraki hayatımda neye ihtiyacım var?”
“Eş rolünün dışında ben kimim?”

Yıllar sonra terk edilmek, insanın hayatında derin bir kırılma yaratabilir. Fakat bu kırılma, hayatın sona erdiği anlamına gelmez. İnsan bir süre eski hayatının yokluğunda kaybolabilir; sonra yavaş yavaş kendi sesini, isteklerini ve sınırlarını yeniden duymaya başlayabilir.

İyileşmek, gideni geri getirmek değildir. İyileşmek, giden kişinin beraberinde götürdüğünü düşündüğünüz hayatı yeniden kendi ellerinize alabilmektir.Bodrum Psikolog

03/09/2026

Bir Evlilik Bittiğinde Sadece Eş Gitmez

Yıllarca aynı insanla aynı evin, aynı alışkanlıkların ve ortak bir geleceğin içinde yaşadıktan sonra terk edilmek, sıradan bir ayrılıktan çok daha fazlasıdır. Giden yalnızca eş değildir. Birlikte yaşlanma düşüncesi, aile düzeni, günlük yaşamın tanıdık ritmi ve kişinin kendisini ait hissettiği dünya da sarsılır.

Bu nedenle yıllar sonra terk edilen kişi yalnızca eşinin yokluğuna değil, kaybettiği hayat biçimine de yas tutar.

Ayrılık beklenmedik biçimde gerçekleştiğinde ilk tepki çoğu zaman şaşkınlıktır. Kişi söylenenleri duyar ama yaşananlara inanmakta zorlanır. Zihninde sürekli aynı sorular dolaşır:

“Ne zamandan beri böyle hissediyordu?”
“Ben nasıl fark etmedim?”
“Bunca yılın hiçbir anlamı yok muydu?”
“Hayatında başka biri mi var?”
“Ben nerede hata yaptım?”

Bu sorular, zihnin yaşananları anlamlandırma ve kontrol duygusunu yeniden kazanma çabasıdır. Fakat cevap arayışı uzadıkça kişi, geçmişteki her konuşmayı ve davranışı yeniden incelemeye başlayabilir. Böylece ayrılığın acısına bir de yoğun suçluluk ve yetersizlik duygusu eklenir.

Oysa bir eşin ayrılma kararı, terk edilen kişinin değersiz olduğunun kanıtı değildir. Bir evliliğin sona ermesiyle bir insanın değeri aynı şey değildir. İlişkide hatalar, ihmaller veya karşılanmamış ihtiyaçlar bulunabilir; ancak bunların sorumluluğu bütün ağırlığıyla tek bir kişinin üzerine bırakılamaz.

Uzun evliliklerde eşler yalnızca birbirleriyle yaşamaz; zamanla kimliklerini de evlilik içindeki rolleri üzerinden kurarlar. “Eş”, “anne”, “baba”, “gelin”, “damat” veya “ailenin düzenini sağlayan kişi” olmak, benliğin önemli bir parçasına dönüşür. Ayrılıktan sonra yaşanan boşluk bu nedenle yalnızlıkla sınırlı değildir. Kişi, “O olmadan ben kimim?” sorusuyla da karşı karşıya kalır.

Bu süreçte en zorlayıcı duygulardan biri, geçmişin değersizleştiği düşüncesidir. Evliliğin bitmiş olması, yaşanan bütün yılların sahte veya anlamsız olduğu anlamına gelmez. Bir ilişkinin sonradan değişmesi, geçmişte yaşanan yakınlığı, emeği ve paylaşımları ortadan kaldırmaz. Sonucun kötü olması, hikâyenin tamamının kötü olduğu anlamına gelmez.

Terk edilmenin ardından kişi bazen eşini geri getirmek için kendisinden vazgeçebilir. Sürekli mesaj göndermek, açıklama istemek, kendisini suçlamak, verilen her koşulu kabul etmek ya da diğer kişiyi ikna etmeye çalışmak kısa süreli bir umut yaratabilir. Ancak bu davranışlar çoğunlukla kişinin özsaygısını daha da zedeler. Yas tutmak ile kendini kaybetmek aynı şey değildir.

İyileşme, yaşananları hemen kabullenmek veya unutmak demek değildir. Öncelikle kaybın gerçekliğini taşıyabilecek bir duygusal alan oluşturmak gerekir. Üzüntü, öfke, utanç, özlem ve hatta zaman zaman rahatlama aynı anda hissedilebilir. Bu duyguların birbiriyle çelişmesi, kişinin ne istediğini bilmediğini değil, önemli bir kaybı işlemeye çalıştığını gösterir.

Zamanla sorulması gereken soru da değişir. Başlangıçta “Beni neden bıraktı?” sorusu zihni işgal ederken iyileşme sürecinde şu sorular önem kazanır:

“Bu ilişkide ben neleri yaşadım?”
“Neleri uzun süre görmezden geldim?”
“Kendimden hangi yönleri erteledim?”
“Bundan sonraki hayatımda neye ihtiyacım var?”
“Eş rolünün dışında ben kimim?”

Yıllar sonra terk edilmek, insanın hayatında derin bir kırılma yaratabilir. Fakat bu kırılma, hayatın sona erdiği anlamına gelmez. İnsan bir süre eski hayatının yokluğunda kaybolabilir; sonra yavaş yavaş kendi sesini, isteklerini ve sınırlarını yeniden duymaya başlayabilir.

İyileşmek, gideni geri getirmek değildir. İyileşmek, giden kişinin beraberinde götürdüğünü düşündüğünüz hayatı yeniden kendi ellerinize alabilmektir.

“Beni bırakırsan kendimi öldürürüm…”Bu bir sevgi cümlesi değil.  Bu bir yardım çığlığı olabilir… ama aynı zamanda bir du...
25/03/2026

“Beni bırakırsan kendimi öldürürüm…”

Bu bir sevgi cümlesi değil.
Bu bir yardım çığlığı olabilir… ama aynı zamanda bir duygusal baskıdır.

Birinin hayatını omuzlarına yüklemek, aşk değildir.
Korkuyla bağlı kalmak, sadakat değildir.

Eğer bir ilişkide kalma sebebin sevgi değil de
“ya ona bir şey olursa” korkusuysa,
orada sağlıklı bir bağ yoktur.

Unutma:
Birini kurtarmak için kendini kaybetmek zorunda değilsin.

Evet, karşındaki kişi gerçekten zorlanıyor olabilir.
Evet, desteklenmeye ihtiyacı olabilir.

Ama bu desteğin adı:
👉 senin hayatını feda etmen değildir
👉 profesyonel yardım almaktır

Sağlıklı ilişkide:
Sevgi vardır ama baskı yoktur.
Bağ vardır ama tehdit yoktur.
Sorumluluk vardır ama yük yoktur.

Ve en önemlisi:
Kimse, sevgiyi korkuya çevirme hakkına sahip değildir.

✈️ Uçak Korkusu: Aslında Neden Korkarız?           . Uçak korkusu düşündüğümüzden çok daha yaygındır.Birçok insan uçuş s...
25/03/2026

✈️ Uçak Korkusu: Aslında Neden Korkarız? . Uçak korkusu düşündüğümüzden çok daha yaygındır.
Birçok insan uçuş sırasında kalp çarpıntısı, gerginlik veya “ya düşerse?” düşüncesi yaşayabilir.

Ama burada ilginç bir gerçek var:

Uçak korkusu çoğu zaman uçağın kendisiyle ilgili değildir.

Aslında korktuğumuz şey çoğunlukla:
• Kontrolün bizde olmaması
• Belirsizlik hissi
• Türbülansın yanlış yorumlanması
• Zihnin felaket senaryoları üretmesi

Zihnimiz, olasılığı çok düşük olan riskleri bazen olduğundan çok daha büyük algılayabilir.

Oysa istatistikler bize şunu gösteriyor:

Uçak, dünyadaki en güvenli ulaşım araçlarından biridir.

Türbülans ise çoğu zaman yalnızca hava akımlarının oluşturduğu kısa süreli sarsıntılardır. Uçaklar bu durumlara dayanabilecek şekilde tasarlanır ve pilotlar bu konuda çok yoğun eğitim alırlar.

Uçuş sırasında bedeninizde oluşan çarpıntı, gerginlik veya korku hissi aslında bir tehlike değil, bedenin alarm sisteminin çalışmasıdır.

Bazen kendimize şu cümleyi hatırlatmak iyi gelebilir:

“Bu bir tehlike değil, sadece kaygı hissi.”

Nefese odaklanmak, zihni meşgul etmek ve uçuşla ilgili doğru bilgi edinmek bu korkunun azalmasına yardımcı olabilir.

Unutmayın:
Gökyüzü çoğu zaman düşündüğümüzden çok daha güvenlidir.



💬 Siz uçak yolculuğunda nasıl hissediyorsunuz?
Yorumlarda paylaşabilirsiniz.

Bayram…Herkes için aynı hisleri getirmiyor.Bazıları için güzel bir araya gelişler,bazıları içinse biraz içe dönme, biraz...
21/03/2026

Bayram…
Herkes için aynı hisleri getirmiyor.

Bazıları için güzel bir araya gelişler,
bazıları içinse biraz içe dönme, biraz yalnızlık.

Bugün kendini yalnız hissediyorsan,
bunda tuhaf ya da yanlış bir şey yok.

İnsan, böyle zamanlarda daha çok hatırlanmak,
daha çok yakın hissetmek istiyor.

Ve bu aslında çok insani bir ihtiyaç.

Belki de bugün kendine biraz daha yumuşak yaklaşma günü.
“Böyle hissediyorum” diyebilme günü.

Her bayram aynı olmak zorunda değil.
Her his de…

Çünkü yalnızlık çoğu zaman sadece “yanında biri olmaması” değildir.
Bazen temasın, görülmenin ve duygusal bağın eksikliğidir.

Ve belki bugün, bunu kendin için küçük küçük kurabilirsin…
Birine kısa bir mesaj atarak,
kendin için özenli bir kahve hazırlayarak,
duygunu bastırmadan birkaç dakika onunla kalarak…

Küçük temaslar,
insanın içindeki bağı yeniden hatırlatır.

🤍 #

✈️ Uçak Korkusu: Aslında Neden Korkarız?Uçak korkusu düşündüğümüzden çok daha yaygındır.Birçok insan uçuş sırasında kalp...
16/03/2026

✈️ Uçak Korkusu: Aslında Neden Korkarız?

Uçak korkusu düşündüğümüzden çok daha yaygındır.
Birçok insan uçuş sırasında kalp çarpıntısı, gerginlik veya “ya düşerse?” düşüncesi yaşayabilir.

Ama burada ilginç bir gerçek var:

Uçak korkusu çoğu zaman uçağın kendisiyle ilgili değildir.

Aslında korktuğumuz şey çoğunlukla:
• Kontrolün bizde olmaması
• Belirsizlik hissi
• Türbülansın yanlış yorumlanması
• Zihnin felaket senaryoları üretmesi

Zihnimiz, olasılığı çok düşük olan riskleri bazen olduğundan çok daha büyük algılayabilir.

Oysa istatistikler bize şunu gösteriyor:

Uçak, dünyadaki en güvenli ulaşım araçlarından biridir.

Türbülans ise çoğu zaman yalnızca hava akımlarının oluşturduğu kısa süreli sarsıntılardır. Uçaklar bu durumlara dayanabilecek şekilde tasarlanır ve pilotlar bu konuda çok yoğun eğitim alırlar.

Uçuş sırasında bedeninizde oluşan çarpıntı, gerginlik veya korku hissi aslında bir tehlike değil, bedenin alarm sisteminin çalışmasıdır.

Bazen kendimize şu cümleyi hatırlatmak iyi gelebilir:

“Bu bir tehlike değil, sadece kaygı hissi.”

Nefese odaklanmak, zihni meşgul etmek ve uçuşla ilgili doğru bilgi edinmek bu korkunun azalmasına yardımcı olabilir.

Unutmayın:
Gökyüzü çoğu zaman düşündüğümüzden çok daha güvenlidir.



💬 Siz uçak yolculuğunda nasıl hissediyorsunuz?
Yorumlarda paylaşabilirsiniz.

İzmir psikolog Sinem Malkoç'dan bireysel, aile, evlilik, çocuk, ergen ve cinsel sorunlar terapisi ve danışmanlığı için bize ulaşabilirsiniz.

Kadının Adı Hayat 🦚
01/06/2025

Kadının Adı Hayat 🦚

Bir çocuğun babaya ne kadar ihtiyacı vardır?
28/01/2025

Bir çocuğun babaya ne kadar ihtiyacı vardır?

10/01/2025
31/12/2024

Address

Konak
Izmir

Opening Hours

Monday 10:00 - 19:00
Tuesday 10:00 - 19:00
Wednesday 10:00 - 19:00
Thursday 10:00 - 19:00
Friday 10:00 - 19:00
Saturday 10:00 - 16:00

Telephone

+905541834045

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when İzmir Psikolog & Klinik Psikolog, Çocuk ve Aile Psikoloğu Sinem Malkoç posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share