Uzm. Klinik Psikolog Elif Başçelik Yavuz

Uzm. Klinik Psikolog Elif Başçelik Yavuz Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Uzm. Klinik Psikolog Elif Başçelik Yavuz, Medical Service, Mansuroğlu Mahalesi 286/1 Sokak No: 10 Bayraklı, Izmir.

Bir toplantı, arkadaş buluşması veya günlük bir sohbet sona erer. Ancak bazı insanlar için konuşma aslında bitmez. Saatl...
20/06/2026

Bir toplantı, arkadaş buluşması veya günlük bir sohbet sona erer. Ancak bazı insanlar için konuşma aslında bitmez. Saatler sonra bile söylenen cümleler tekrar tekrar zihinden geçirilir, alternatif cevaplar üretilir ve yapılan en küçük hata büyütülür.

Psikoloji literatüründe bu durum "olay sonrası işleme" (post-event processing) olarak tanımlanır. Özellikle sosyal kaygı eğilimi olan kişilerde görülen bu süreçte kişi, yaşanan etkileşimi objektif biçimde değerlendiremez. Bunun yerine dikkatini kendi performansına yöneltir ve kusur aramaya başlar.

Bu döngünün temelinde genellikle sosyal kabul ihtiyacı bulunur. İnsan, kabul görmek ve ait olmak ister. Ancak kişi öz-değerini büyük ölçüde başkalarının değerlendirmelerine bağladığında, her sosyal etkileşim adeta bir sınava dönüşebilir. Böyle durumlarda yapılan küçük bir espri, yanlış seçildiği düşünülen bir kelime veya birkaç saniyelik sessizlik bile günlerce zihni meşgul edebilir.

Bilişsel davranışçı yaklaşıma göre burada temel problem olayın kendisi değil, olayın yorumlanış biçimidir. Kişi çoğu zaman karşı tarafın ne düşündüğünü bilmediği halde, zihni en eleştirel senaryoları üretmeye eğilim gösterir. Bu da zamanla sosyal ortamlarda daha fazla çekingenlik, aşırı öz denetim ve spontane davranamama gibi sonuçlara yol açabilir.

Sosyal medya yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda güçlü bir sosyal karşılaştırma ortamıdır. İnsan zihni doğas...
17/06/2026

Sosyal medya yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda güçlü bir sosyal karşılaştırma ortamıdır. İnsan zihni doğası gereği kendini çevresiyle kıyaslama eğilimindedir. Ancak bugün yapılan karşılaştırmaların ölçeği tarihte hiç olmadığı kadar büyümüştür.

Sorun, insanların başkalarının hayatlarını görmesi değildir. Sorun, karşılaştırmanın eşit şartlarda yapılmamasıdır. Kişi kendi hayatının tamamını bilir; stresini, kaygılarını, başarısızlıklarını ve sıradan günlerini deneyimler. Buna karşılık başkalarının hayatını yalnızca paylaşmayı seçtikleri anlar üzerinden değerlendirir.

Sosyal karşılaştırma teorisine göre, sürekli yukarı yönlü karşılaştırma yapmak zamanla öznel iyi oluşu azaltabilir. Kişi farkında olmadan kendi yaşamını eksik, yetersiz veya sıradan olarak kodlamaya başlar. Özellikle başarı, görünüm ve yaşam tarzı içeriklerine yoğun maruziyet, kişinin sahip olduklarından çok sahip olmadıklarına odaklanmasına neden olabilir.

Oysa psikolojik iyi oluş araştırmaları, yaşam doyumunun büyük ölçüde günlük yaşamın içindeki anlam, aidiyet ve ilişkilerden beslendiğini göstermektedir. Sorun çoğu zaman sıradan bir hayat yaşamak değil; sıradanlığı başarısızlık olarak yorumlamaktır.

Ani ve yoğun duyguların yükselmesi her zaman aşkın işareti değildir.Bazen hissedilen yoğunluk, karşındaki kişiye değil; ...
01/06/2026

Ani ve yoğun duyguların yükselmesi her zaman aşkın işareti değildir.
Bazen hissedilen yoğunluk, karşındaki kişiye değil; sende tetiklenen eski duygusal kayıtlara aittir. Bu nedenle “çok yoğun hissediyorum” ifadesi, çoğu zaman aşkı değil, duygusal tetiklenmeyi anlatır.

Yoğun duygular nerelerden tetiklenebilir?
• Belirsizliğin yarattığı dopamin artışı
• Çocuklukta karşılanmayan ilginin ilk kez hissedilmesi
• Terk edilme veya kaybetme korkusunun devreye girmesi
• Onaylanma ihtiyacının doyurulması
• Güvensiz bağlanma stillerinin aktive olması
• “Beni tamamlayan biri” algısı

Ancak duygunun yoğunluğu ile sağlıklılığı aynı şey değildir.
Aşk huzur verir; tetiklenme ise bedeni sürekli alarmda tutar.
Aşk zamanla sakinleşir, derinlik kazanır; tetiklenme ise hızlı yükselir ve hızlı söner.

Bu yüzden ani başlayan yoğun duyguların gerçekten aşk olup olmadığını anlamak için zaman ve deneyim önemli bir filtredir. Pek çok duygu ancak demlendikçe gerçek niteliğini gösterir.
İlişki, güven, tutarlılık ve karşılıklılık içinde ilerledikçe duygu derinleşiyorsa, bu bağa işaret eder.
Yoğunluk kaygıyı artırıyor, zihni meşgul ediyor ve kişiyi tüketiyorsa bu daha çok tetiklenme dinamiklerine yakındır.

Son soru her şeyi netleştirir:
Bu duygu seni büyütüyor mu, yoksa tüketiyor mu?
Huzur veriyorsa aşkın zemini vardır.
Kaygı yaratıyorsa, önce tetiklenen o duygusal hafızaya bakmak gerekir.

Affetmek, doğru yapıldığında büyük bir içsel özgürlük sağlar.Ama toplumda affetmek çoğu zaman “görmezden gelmek”, “üstün...
29/05/2026

Affetmek, doğru yapıldığında büyük bir içsel özgürlük sağlar.
Ama toplumda affetmek çoğu zaman “görmezden gelmek”, “üstünü kapatmak” ya da “sorunu yok saymak” olarak yanlış algılanır. Böyle olunca affetmek iyileştirmez—aksine kişi kendinden vazgeçme noktasına sürüklenir.

Affetmenin iyileştirmediği durumlar şunlardır:

• Karşı taraf özür diliyor ama davranışını değiştirmiyorsa
• Kişi affetmeye mecbur bırakılıyorsa
• Affediş, sınırların yeniden ihlal edilmesine izin veriyorsa
• Kurbanın duyguları bastırılıyor veya küçümseniyorsa
• Affetmek, karşı taraf için bir “temiz sayfa” değil, “rahatlama alanı” yaratıyorsa

Gerçek affetme; değişimle, sorumlulukla, özürle ve sınırlarla birlikte gelir.
Davranış değişmiyorsa affetme eylemi, yanlış davranışı normalleştirmekten başka bir işe yaramaz.

Bazen en iyileştirici seçim affetmek değil; mesafe koymak, sınır çizmek ve kendini korumaktır.

Açıklama yorgunluğu, ilişkide en sessiz ama en yorucu tükenişlerden biridir.Kişi kendini anlatmaya çalışır, derdini açık...
25/05/2026

Açıklama yorgunluğu, ilişkide en sessiz ama en yorucu tükenişlerden biridir.
Kişi kendini anlatmaya çalışır, derdini açıklar, örnekler verir, sakin kalmaya çalışır, farklı kelimeler dener…
Ama yine de anlaşılmadığını hisseder.

Zamanla şöyle düşünmeye başlar:
“Ben yanlış anlatıyorum.”
“Ben yeterince sabırlı değilim.”
“Benim derdim mi fazla?”
Oysa sorun çoğu zaman iletişimin miktarı değil, karşı tarafın duygusal alıcılığının kapalı olmasıdır.

Anlaşılmak yalnızca kelimelerle değil, niyetle olur.
Karşındaki kişi seni anlamak için çaba göstermiyorsa, açıklama yapmak sadece seni tüketir.
Belli bir noktadan sonra “ne desem boş” hissi oluşur; kişi içe kapanır, iletişim susar, ama kırgınlık çoğalır.

Açıklama yorgunluğunun çaresi daha fazla anlatmak değil;
“Ben bu ilişkide duyuluyor muyum?” sorusuna cesurca bakmaktır.
İletişim tek kişinin çabasıyla yürümez.
Bir ilişkide anlamak kadar anlatmak da ortak emektir.

Sessizlik kimi zaman ilişkiyi sakinleştiren bir nefes alanıdır. İki tarafın da zorlandığı, duyguların yükseldiği bir and...
22/05/2026

Sessizlik kimi zaman ilişkiyi sakinleştiren bir nefes alanıdır. İki tarafın da zorlandığı, duyguların yükseldiği bir anda iletişimi kısa bir süre durdurmak, “konuşacak hâle gelene kadar” mola vermek oldukça sağlıklı bir stratejidir. Böyle bir durumda sessizlik ilişkiyi korur, tartışmayı büyütmez, kişiye toparlanma alanı tanır.

Ama susarak cezalandırmak…
Bu bambaşka bir sessizliktir.
Konuşmamak bir anda iletişimin kesilmesine, karşı tarafın belirsizlik içinde kalmasına ve suçluluk vurgulu bir mesaja dönüşür. Sanki görünmez bir duvar örülmüş gibidir: “Seni duyuyorum ama konuşmayı hak etmiyorsun.” Mesajın özü budur. Bu sessizlik, kişinin ifade etmekte zorlandığı duygunun yerine geçer; kimi zaman incinmişlik, kimi zaman öfke, kimi zaman da “beni anlamanı bekliyorum ama söyleyemiyorum” çaresizliği…

Bu davranış genellikle duygularını sağlıklı ifade etmeyi öğrenememiş bireylerde görülür. Çocukken kırıldığında onu kimse dinlememişse, “konuşmak yerine susmak” öğrenilmiş bir savunmadır. Fakat yetişkin ilişkilerinde bu, partnerin duygusal güvenliğini zedeleyen bir cezalandırma biçimine dönüşür.

Sessizlik, ilişkiyi askıya almamalı; ilişkiyi taşımak için bir köprü olmalıdır.
Sağlıklı sessizlik açıklamaya ihtiyaç duyar:
“Şu an çok doluyum, biraz zamana ihtiyacım var. Konuşmak için hazır olduğumda geri geleceğim.”
İşte bu cümle ilişkiyi onarır. Susarak cezalandırma ise sadece uzaklaştırır.

Bir çiftin hep aynı tartışmayı yaşaması “konunun” çözülmediğini değil, duygunun hâlâ görünür olmadığını gösterir. Çoğu t...
18/05/2026

Bir çiftin hep aynı tartışmayı yaşaması “konunun” çözülmediğini değil, duygunun hâlâ görünür olmadığını gösterir. Çoğu tartışmada asıl mesele görünen durum değildir. Mesele, o durumun içimizde tetiklediği duygudur: değersiz hissetmek, yok sayılmış olmak, sevilmediğini düşünmek, yalnız bırakılmak…

Ne yazık ki tartışmalarda taraflar birbirini değil, kendi savunmalarını duyar.
Biri “beni anlamıyorsun” derken aslında “benim duyulmaya çok ihtiyacım var” demek ister.
Diğeri “hep beni suçluyorsun” derken aslında “çok yoruldum, yükümü hafifletemiyorum” demek ister.

Bu yüzden tartışmalar aynı noktadan yeniden başlar.
Savunmalar devreye girer, geçmişte duyulan benzer acılara temas eder, ilişkide iki yetişkin değil, iki yaralı çocuk konuşmaya başlar.

Bu döngü şununla kırılır:
“Tartıştığımız şey bu değil… Bana ne hissettirdiği.”
Konuyu değil, duyguyu konuştuğunuzda tartışmalar güç mücadelesi olmaktan çıkar ve birbirinizi “gerçekten duyabildiğiniz” bir ilişkiye dönüşür.

Tıkanıklığın sebebi çözülmeyen konu değil; görülmeyen duygudur.

Bir ilişkide yalnız hissetmek, fiziksel boşluk değil; duygusal bağlantı eksikliğidir.Kişi yanında biri olmasına rağmen k...
11/05/2026

Bir ilişkide yalnız hissetmek, fiziksel boşluk değil; duygusal bağlantı eksikliğidir.
Kişi yanında biri olmasına rağmen kendini görünmez, duyulmamış, anlaşılmamış hisseder.
Bu, zihnin en zor deneyimlerinden biridir çünkü açıklaması bile zordur:
“Yanımda biri var, ama yok gibi.”

Bu yalnızlık şuralardan doğabilir:

• Partnerin duygusal olarak kapalı olması
• İletişimin yüzeyde kalması
• Sorunları hep senin taşıyor olman
• Duygularına karşılık bulamamak
• Paylaşımın karşılıkla değil, sessizlikle gelmesi
• İlişkide yakınlık yerine mesafe hissetmek

Bu durumda yapılacak ilk şey kendini suçlamak değildir.
“Ben mi abartıyorum?” demek yerine, hissettiğin duyguyu netleştirmek gerekir.

Ardından:
• Yalnızlığını partnerle açıkça paylaşmak
• Beklentilerini net ifade etmek
• İletişimin karşılıklılığını gözlemlemek
• İlişkide duygusal emeğin eşit olup olmadığını değerlendirmek

Eğer kişi ilişkiye çabalıyor ama partner sürekli geri çekiliyorsa, bu yalnızlığın sebebi senin yetersizliğin değil;
ilişkinin duygusal dengesizliğidir.

#

Bazı insanlar kriz anında bile sakin kalır.Sesi yükselmez, duyguları taşmaz, dışarıdan bakıldığında çok kontrollüdür. Am...
28/04/2026

Bazı insanlar kriz anında bile sakin kalır.
Sesi yükselmez, duyguları taşmaz, dışarıdan bakıldığında çok kontrollüdür. Ama bu her zaman güvenli hissetmek demek değildir.
Bazen sakinlik, donma tepkisinin modern hâlidir.
Beden şöyle der: “Kaçamam, savaşamam… o zaman donarım.”

Bu yüzden kişi:
• duygularını belli etmez,
• tartışmalarda sessiz kalır,
• ihtiyaçlarını söyleyemez,
• sorun çıkarmamak için içe çekilir.

Sakinlik bir güç olabilir… Ama bazen bir savunma mekanizmasıdır.
Gerçek güvenlikte beden gevşer, duygu akar, ifade rahatlar. Donma tepkisinde ise beden içerde alarmdadır ama dışarıdan “normal” görünür.
✨ Sessizlik her zaman huzur değildir—bazen tetiklenmiş bir sinir sistemidir.

Her ilişkide bir taraf daha sabırlı, daha yapıcı, daha anlayışlı olabilir.Ama sürekli anlayış göstermek, duygularını ger...
21/04/2026

Her ilişkide bir taraf daha sabırlı, daha yapıcı, daha anlayışlı olabilir.
Ama sürekli anlayış göstermek, duygularını geri plana atmak anlamına geliyorsa—bu sessiz bir tükenmişliğe dönüşür.

Anlayışlı olmak güzeldir… Ama tek taraflı olursa:
• kendi ihtiyaçların görünmez olur,
• sınırların aşınır,
• içten içe kırgınlık birikir,
• ama dışarıdan hâlâ “iyi olma” rolü sürer.

Bu rol genelde çocuklukta öğrenilir:
“Sakin olayım ki sorun büyümesin.”
“Ben idare edersem herkes rahat eder.”

Yetişkinlikte ise kişi şu gerçeği fark eder: İdare etmek bağ kurmak değildir.

Anlayışlı olmanın sınırı; kendini yok saymaya başladığın noktadır.
✨ Her zaman anlayışlı olmak güçlü görünür… ama içte en çok tüketen roldür.

Address

Mansuroğlu Mahalesi 286/1 Sokak No: 10 Bayraklı
Izmir
35535

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Uzm. Klinik Psikolog Elif Başçelik Yavuz posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share