10/07/2026
DOĞU KARADENİZ’DE FINDIKTA KÜLLEMEYLE MÜCADELE, BAHÇEYİ ZEHRE BOĞMAK DEĞİL; BAHÇENİN YAPISINI DÜZELTMEKTİR
Doğu Karadeniz’deki fındık bahçeleri, Batı’daki gibi kapama, düz, mekanize, kontrol altında endüstriyel meyve bahçeleri değildir. Bunlar; dağ eteklerine yayılmış, ormanların içinde açılmış, derelerin, çayırların, dikenliklerin ve yabani bitki örtüsünün arasında kalmış, çoğu atadan kalma halk bahçeleridir.
Yani Doğu Karadeniz’deki fındık bahçesi, doğadan koparılmış steril bir üretim alanı değil; doğanın tam ortasında, doğayla iç içe bir açık ekosistemdir. Böyle bir coğrafyada “külleme var” diye sürekli zehir atıp buna çözüm demek gerçekçi değildir.
Çünkü bu bahçelerde mantar sporları yalnızca hastalıklı görünen birkaç yaprakta bulunmaz. Toprağın yüzeyinde, otlarda, çalılarda, ağaç kabuklarında, komşu bahçelerde, dere kenarındaki bitki örtüsünde ve havada sürekli dolaşım halindedir. Siz birkaç yaprağa zehir attığınızda, çok geniş ve sürekli yenilenen bir spor yükünün yalnızca küçük bir kısmına temas etmiş olursunuz.
En fazla ne olur? Zehir değen bazı yüzeylerde kısa süreli bir baskılama olabilir. Ama ilk rüzgârda üstteki ormandan, alttaki bahçeden, yandaki çayırdan, dere kenarındaki yabani bitkilerden ve komşu bahçelerden yeni sporlar yeniden gelir. Yani ortada kalıcı bir çözüm değil, bitmeyen bir zehir döngüsü oluşur.
Üstelik külleme mantarının en sevdiği ortam da zaten Doğu Karadeniz’in bahçe şartlarıdır: yüksek nem, sıcaklık, sıkışık ocak yapısı, hava almayan iç kısımlar, gölge ve uzun süre ıslak kalan yaprak yüzeyi. Böyle bir ortamı değiştirmeden, yalnızca zehire yüklenerek gerçek bir sonuç almak mümkün değildir.
Asıl mücadele önce bahçenin kendi iklimini düzeltmektir.
Yani:
- ocakları seyrekleştirmek,
- dal sayısını uygun seviyede tutmak,
- bahçeye temiz hava girişini artırmak,
- güneş ışığının iç kısımlara kadar girmesini sağlamak,
- yüzey örtüsünü tamamen vahşileşmiş bir örtü olmaktan çıkarıp düzenli biçilen ve kontrol altında tutulan bir yapıya dönüştürmek,
- bahçeyi nemi içinde hapseden sık, karanlık ve boğucu bir yapıdan kurtarmak.
Temiz hava sirkülasyonu olan, bol güneş alan, ocakları seyrek, dal sayısı dengeli, taban örtüsü kontrol altında tutulan bir bahçede külleme baskısı zaten ciddi biçimde düşer. Çünkü mantarın istediği şey rüzgâr, güneş ve kuruyan yaprak değil; nem, sıcaklık, sıkışıklık ve havasızlıktır.
Burada bir gerçeği açık açık söylemek gerekiyor: Bunlara “tarım ilacı” demek doğru değildir. Bunlar bir şeyi tedavi eden ilaçlar değil; temas ettikleri mantarı, böceği, otu ya da başka canlıları öldürmek için kullanılan zehirlerdir. Adı ne olursa olsun, “bitki koruma ürünü”, “fungal mücadele ürünü”, “tarımsal ilaç” ya da başka süslü bir sektör dili… Sonuç değişmez: bunlar canlı öldürmek için kullanılan zehirlerdir.
Sorunun ekolojik ve yapısal boyutu konuşulmadan, çözüm sürekli daha fazla zehir kullanımına indirgeniyor. Bunun sonucu ise çoğu zaman çiftçinin cebinden daha fazla para çıkması, toprağa daha fazla kimyasal yük binmesi, suyun ve derelerin kirlenmesi, faydalı canlıların zarar görmesi ve kalıcı çözümün yine sağlanamaması oluyor.
Doğu Karadeniz’in ormanla iç içe, açık ve dağınık fındık bahçelerinde çözüm daha çok zehir değil; daha doğru bahçe yönetimi, daha doğru budama, daha fazla hava, daha fazla güneş ve daha doğru tarım bilgisidir.
Küllemeyle mücadele adı altında çiftçiyi sürekli zehir masrafına sokmak yerine, önce bahçeyi küllemenin sevdiği ortam olmaktan çıkarmak gerekir. Zehir çözüm değildir; masraftır, kirliliktir, tahribattır.