19/01/2024
...
Diyelim futbol takımının teknik direktörüsünüz. Rakibiniz için “Onlar da adam mı! Biz onları duman ederiz. 11 oyuncumuz da hücumda konuşlanacak. Rakiplerimiz bizi kıskanacak.” laflarıyla maça çıkmazsınız. Siz çıkmazsınız ama belki bir çıkan bulunur.
Farz edelim o çıkan sizsiniz, gerçekten bütün oyuncuları hücuma yerleştiren “Ortodoks olmayan” bir taktikle sahaya çıktınız. On bir oyuncunuz da ofsaytta! Savunmanızı sıfırladınız. Kaleci de yok. On iki yediniz, maç bitti. Gazeteciler maç sonrası değerlendirmeye geldi. Havanız ne olur? Biraz mahcubiyet.
Biraz üzüntü. “Hay Allah, hata yaptık. Tenkit edenler haklıymış belki de…” Normali budur değil mi?
Yok, tam tersine, taraftarınızın balık hafızalı olduğu varsayımıyla bir dahaki maç için de kaldığınız yerden atıp tutmaya devam eder misiniz? Hâlâ, “Bizi kıskanıyorlar! Aya gidiyoruz! Uzaya çıkacağız, maçı oradan seyredeceğiz.” havalarına mı girersiniz?
İşte, dönüp son yılların hatalarına baktığımda manzara garip maalesef dediğimin bir cephesi de bu hâldir.
Fakirleşiyoruz ama hiçbir pişmanlık, hatayı kabullenme hâli yok. Eğitim eğitmiyor ama siz kasım kasım kasılıyorsunuz. Ya dışişleri? Ödül olarak büyükelçilik dağıtıyorsunuz, ödül sahibi sefirimiz görevini bırakıp “Ay çok sıkıldım.” diye kimseye haber vermeden hava tebdiline Türkiye’ye geliyor. Bu liyakatsizliğe, lakaydiye rağmen dışişleriniz el âleme parmak ısırtıyor havasındasınız…
Eğlenceli bir tiyatro ama eğlenemiyoruz. Çünkü geleceğimiz ipotek altına giriyor. Eğitimsiz, geleceksiz nesiller, sokaklara salınıyor. Kapı kapı para dileniyoruz. Fakat en garibi, en acısı, bu çöküş içinde fiyakamızdan yamacımıza varılmıyor.
Dönüp son yıllara bakınca manzara acı maalesef. Maalesef, çünkü muhalif yazar şapkasıyla “Oh olsun!” havasında yazamam. Çünkü olan Türkiye’ye...